38. Bölüm: İkinci Mührün Gölgesi
Yazar: Bircan Mazhar

38.Bölüm: İkinci Mührün Gölgesi Nare’nin son sözleri taş salonun üzerine ağır bir sis gibi çöktü. “İkinci mühür… çoktan kırılmış.” Hiç kimse konuşmadı. Yer altı nehrinin uğultusu yeniden yükselirken, kuzeyde açılan kadim geçitten gelen soğuk rüzgâr arşivin içindeki bütün lambaların alevlerini aynı anda titretti. Duvarlara oyulmuş eski yazılar, görünmeyen bir el üzerlerinden geçmiş gibi silikleşiyor; mavi damarlar boyunca ilerleyen ışık ise düzensizleşerek kesik kesik yanıyordu. Yaşayan Son Muhafız bastonuna biraz daha fazla yaslandı. Yüzündeki dingin ifade ilk kez çatlamıştı. “Kırılan yalnızca bir mühür değil…” dedi alçak bir sesle. “Onun ardında tutulan dengeydi.” Defne, elindeki gümüş anahtarı daha sıkı kavradı. “İkinci mühür neyi koruyordu?” Nare cevap vermeden önce gözlerini yer altı nehrine çevirdi. Suyun yüzeyi ağır ağır dalgalandı. İnce halkalar birbirinin içine geçti. Sonra suyun üzerinde karanlık bir dağ silueti belirdi. Dağın eteklerinde taşlardan örülmüş eski bir tapınak yükseliyordu. Tapınağın kapısı ardına kadar açıktı. İçeriden koyu renkli dumanlar göğe doğru yükseliyordu. “Orası…” diye fısıldadı Azhan. “Kayıp Vadi.” Nare başını salladı. “Yüzyıllar önce İlk Anne’nin emriyle ikinci mühür oraya yerleştirildi.” “Çünkü bazı hatıralar korunmazsa…” “…insanların kalbi onları taşıyamaz.” Defne görüntüye dikkatle baktı. Tapınağın önünde hareket eden gölgeler seçiliyordu. Siyah pelerinli insanlar… Ellerinde meşaleler… Ve taş kapının önünde diz çökmüş tek bir kişi… Yüzü görünmüyordu. Fakat boynunda asılı duran bronz mühür, Defne’nin daha önce yalnızca bir kez gördüğü şekilde parlıyordu. Lal’in mührü… Genç kadın istemsizce öne çıktı. “Bu geçmişten bir hatıra mı?” “Hayır.” Nare’nin sesi bu kez daha sertti. “Bu… şu an yaşanıyor.” Salonun içindeki hava bir anda ağırlaştı. Defne’nin kalbi hızla çarpmaya başladı. “Eğer bu şimdi oluyorsa…” “…Lal tehlikede.” Tam o anda gümüş anahtar şiddetle titreşti. İçinden yükselen altın ışık suyun üzerine düştü. Görüntü değişti. Tapınağın içindeki karanlık koridorlar belirdi. Kırılmış sütunlar… Su basmış taş merdivenler… Ve en dipte… Yuvarlak bir salon. Salonun tam ortasında devasa siyah bir taş yükseliyordu. Taşın yüzeyi baştan sona çatlamıştı. İçinden yavaş yavaş altın ışık sızıyor, çatlakların arasından ince su damlaları akıyordu. Yaşayan Son Muhafız derin bir nefes verdi. “İkinci mühür…” “…işte oydu.” Azhan şaşkınlıkla sordu. “Fakat neden içinden ışık çıkıyor?” Yaşlı muhafız gözlerini kapattı. “Çünkü karanlık hiçbir zaman tek başına mühürlenmedi.” “Onunla birlikte umut da mühürlendi.” Bu sözler Defne’nin zihninde yankılandı. İlk Anne’nin söyledikleri… “Bazı mühürler içeridekini hapsetmek için değil… korumak için vardır.” Şimdi anlam kazanmaya başlamıştı. Maskeli grubun lideri ise sessizce geri çekiliyordu. Kimsenin dikkatini çekmeden kuzey geçidine yöneldi. Fakat Muhafız’ın akan su gözleri onu çoktan izlemişti. Dev taş varlık kolunu kaldırdı. Yer altı nehrinden yükselen su, geçidin önünü kapatan parlak bir duvara dönüştü. Lider öfkeyle yumruğunu sıktı. “Geç kalacaksınız.” “İkinci mühür kırıldı.” “Üçüncüsü de düştüğünde…” Sözünü tamamlayamadı. Çünkü bütün arşiv yeniden sarsıldı. Bu kez sarsıntı önceki hiçbirine benzemiyordu. Derinlerden gelen çatlama sesi, kilometrelerce taşın aynı anda yarıldığını düşündürecek kadar güçlüydü. Yer altı nehrinin suyu aniden çekildi. Akıntının ortasında daha önce görünmeyen taş bir basamak ortaya çıktı. Sonra ikinci… Üçüncü… Kısa süre içinde nehrin ortasında karanlığa doğru uzanan eski bir taş yol belirdi. Nare ağır ağır o yola baktı. Yüzündeki ifade hem umut hem de endişe taşıyordu. “Yol…” “…nihayet kendini gösterdi.” Defne derin bir nefes aldı. “Bu yol nereye gidiyor?” Yaşayan Son Muhafız bastonunu taş zemine dayadı. “Hatırlayan Taşlar’ın bile gitmeye cesaret edemediği yere.” “Üçüncü Mührün bulunduğu kutsal geçide.” Salon yeniden sessizliğe gömüldü. Defne, elindeki anahtara baktı. İçinde büyüyen korkuya rağmen geri dönmeyi hiç düşünmedi. Çünkü artık biliyor…