KAN

31. Bölüm: Koruyucunun Yemini

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

31. Bölüm: Koruyucunun Yemini Kadim muhafızın sesi taş salonun kubbesine çarpıp defalarca yankılandı. “Hatırlayanların kanı… yeniden döndü.” Sözler yalnızca kulaklarda duyulmuyordu. Taşların içine işliyor… Yer altındaki nehrin akışına karışıyor… Arşivin en eski duvarlarında uyuyan mühürleri birer birer uyandırıyordu. Salon derin bir sarsıntıyla yeniden titredi. Yer altı nehrinden yükselen uğultu artık bir su sesi olmaktan çıkmıştı. Binlerce insanın aynı anda fısıldadığı eski bir ilahi gibi taşların arasında dolaşıyor, nefes almayı bile güçleştiriyordu. Defne hâlâ uçurumun kenarına tutunuyordu. Parmaklarının arasındaki taş parçaları birer birer kopuyor, aşağıdaki karanlık sulara düşüyordu. Azhan bütün gücüyle kolunu uzattı. “Defne!” Genç kadın son kez hamle yaptı. Parmak uçları Azhan’ın eline değdi. Azhan onu bütün gücüyle yukarı çekti. İkisi de taş zemine yuvarlandı. Tam aynı anda maskeli adamın asasından fırlayan mavi ışık, birkaç saniye önce Defne’nin bulunduğu kayaya çarptı. Patlama öylesine güçlüydü ki uçurumun kenarı tamamen çöktü. Tonlarca ağırlığındaki taş bloklar yer altı nehrine düşerken yükselen uğultu bütün salonu doldurdu. Muhafız başını ağır ağır çevirdi. Gözlerinin yerinde akan iki ince su sütunu, maskeli adamlara yöneldi. Salonun sıcaklığı bir anda düştü. Su damlaları havada donmadı… Ama zamanın içinde asılı kalmış gibi hareketsizleşti. En öndeki maskeli adam asasını iki eliyle kavradı. “Onu durdurun!” Diğer maskeli adam asasını kaldırdı. Kristalin içindeki lacivert ışık büyümeye başladı. Koruyucu ise yerinden kıpırdamadı. Devasa taş avucunu yavaşça kaldırdı. Avucunun içindeki oyuklardan berrak su yükseldi. Sonra… Tek bir hareket yaptı. Suyun oluşturduğu ince sütunlar ok gibi ileri fırladı. Maskeli adam büyülü kalkan oluşturmaya çalıştı. Geç kaldı. Su sütunları kristale çarptığı anda yüksek bir çatlama sesi duyuldu. Lacivert kristal binlerce parçaya ayrıldı. Maskeli adam geriye savruldu. Sırtı sütuna çarptı. Maskesi ikiye bölündü. İlk kez yüzü göründü. Oldukça gençti. Fakat yüzünün sağ tarafını siyah damarlar kaplamıştı. Gözlerinden biri tamamen griye dönmüş, ışığını kaybetmişti. Azhan’ın yüzü değişti. “Bu…” “…olamaz.” Defne şaşkınlıkla ona baktı. “Ne oldu?” Azhan’ın sesi titriyordu. “Onlar doğuştan böyle değildi.” Maskeli adam ayağa kalkmaya çalışırken boğuk bir öksürük duyuldu. Ağzından siyaha yakın koyu bir sıvı aktı. Yine de geri çekilmedi. Tam tersine… Gülümsedi. “Koruyucu bizi tanıyor.” “Demek ki gerçekten doğru yere geldik.” Elini göğsüne götürdü. Pelerininin altından siyah demirden yapılmış küçük bir mühür çıkardı. Mühür, Defne’nin boynundaki gümüş anahtarın tam tersine karanlık bir ışık yayıyordu. Muhafız ilk kez tepki verdi. Dev bedenini bir adım öne attı. Salon sarsıldı. Yer altı nehrinden yükselen su, dev dalgalar hâlinde sütunların çevresinde dönmeye başladı. Maskeli adam mührü havaya kaldırdı. Eski dilde yüksek sesle bağırdı. Sözleri taş duvarlarda yankılanırken salonun ışığı değişmeye başladı. Altın ve mavi parıltılar yavaş yavaş sönüyor… Yerlerini koyu mor gölgelere bırakıyordu. Defne’nin

Bölümün tamamını WritePad'de oku