24. Bölüm: Mührün Uyandığı Kapı
Yazar: Bircan Mazhar

24. Bölüm :Mührün Uyandığı Kapı Arşivin ağır sessizliği yeniden taş duvarların arasına yerleşmişti; fakat bu kez sessizlik, az önce tanıklık ettikleri hatıranın ardından bambaşka bir anlam taşıyordu. Sanki raflarda duran binlerce kitabın her biri aynı anda nefes alıyor, taşların içine işlenmiş görünmez yazılar, sabırla okunacak yeni bir satırı bekliyordu. Eski duvar saatinin düzenli tıkırtısı odanın derinliklerine yayılırken, tavandan sarkan lambaların titrek ışıkları haritanın katlanmış kenarlarında usulca dolaşıyor, altın çizgilerin tamamen kaybolduğunu düşündükleri parşömenin lifleri arasında belli belirsiz parlayan ince izleri ortaya çıkarıyordu. Defne uzun süre konuşamadı. Lal’in yüzündeki huzur, suyun üzerinde oluşan semboller ve beyaz giysili kadının sessiz tebessümü zihninde birbirine karışıyordu. O hatıra yalnızca izlenmiş bir geçmiş değildi; sanki birkaç dakika boyunca gerçekten o evin içinde bulunmuş, yağmurun serinliğini teninde hissetmiş, küvetin yüzeyinde dalgalanan suyun sıcaklığını avuçlarında taşımıştı. “Bu…” dedi sonunda, sesi neredeyse fısıltıya dönüşerek. “…sadece bir anı değildi.” Azhan başını ağır ağır kaldırdı. “Gördüğümüz şey hatırlatıldı. Aralarında fark vardır.” Defne merakla ona baktı. Azhan, yılların yorgunluğunu taşıyan eski ahşap masaya yaklaşarak haritayı yeniden açtı. Parmaklarını boş görünen yüzeyde yavaşça gezdirdi. Bir süre hiçbir şey olmadı. Sonra… Parşömenin tam ortasında ince bir ışık belirdi. Işık büyümedi. Yalnızca tek bir noktada sabit kaldı. Defne dikkatle eğildiğinde bunun küçük bir damla şeklinde işlendiğini fark etti. Damlanın çevresine ise ilk bakışta görünmeyen son derece ince çizgiler oyulmuştu. Çizgiler birleştiğinde tek bir sembol oluşturuyordu. Kırılmamış bir daire… Merkezinde yukarı doğru uzanan küçük bir kapı… Kapının iki yanında birbirine dolanan iki su yolu… Defne’nin nefesi kesildi. “Lal’in gördüğü sembol…” Azhan başını salladı. “Hayır.” Defne şaşkınlıkla yüzüne baktı. “Aynısı değil.” Yaşlı adam parmağıyla sembolün en alt kısmını gösterdi. “Orada dört halka vardı. Buradaysa yalnızca iki tane bulunuyor.” Defne dikkatle baktığında gerçekten de farkı gördü. İlk bakışta aynı görünen işaret, aslında eksikti. Sanki tamamlanması gereken bir parçayı bekliyordu. O sırada arşivin derinliklerinden hafif bir ses yükseldi. Bir damla… Ardından ikinci… Sonra üçüncü… Taş zemine düşen suyun yankısı bütün odanın içinde dolaştı. İkisi de aynı anda sesin geldiği tarafa döndü. Duvar boyunca uzanan kitap raflarının en sonunda, daha önce tamamen taş gibi görünen bölümde ince bir çatlak oluşmuştu. Çatlağın içinden berrak bir su damlası ağır ağır süzülüyor, yere düştüğü anda kaybolmak yerine taşın içine işliyordu. Defne istemsizce birkaç adım attı. Yaklaştıkça çatlağın sıradan bir yarık olmadığını gördü. Taşın içinde ışık vardı. Derinlerden gelen, maviyle gümüş arasında değişen yumuşak bir parıltı… Sanki kayanın ardında küçük bir göl bulunuyordu. Azhan onu durdurmak ister gibi elini kaldırdıysa da vazgeçti. “Bunu yalnızca sen görebiliyorsan…” “…yaklaş.” Defne sessizce başını salladı. Çatlağın önüne geldiğinde serin bir rüzgâr yüzüne dokundu. Oysa odada hiçbir pencere açık değildi. Parmaklarını dikkatlice ışığın bulunduğu taşa uzattı. Tam dokunacağı sırada… Boynunda taşıdığı gümüş anahtar birdenbire ısındı. Önce hafifçe. Ardından nabzıyla aynı ritimde titreşmeye başladı. Metalin içinden yayılan sıcaklık göğsüne ulaştığında taşın içindeki ışık da karşılık verircesine güçlendi. İki farklı kalp… Tek ritimde atıyormuş gibi… Defne elini geri çekmedi. Parmak uçları taşa değdiği anda, sert sandığı yüzey su gibi yumuşadı. Taşın içinden küçük halkalar yayıldı. Her halka odanın sessizliğini biraz daha derinleştiriyor, raflardaki kitapların sayfaları görünmeyen bir rüzgârla kendiliğinden çevriliyordu. Eski ciltlerden birinin arasından ince bir kâğıt süzüldü. Yavaşça havada döndü. Ve Defne’nin ayaklarının önüne düştü. Kâğıdın üzerinde yalnızca tek satır vardı. “Kapıyı anahtar açmaz. Kapıyı, hatırlayan kan aç…