198. BÖLÜM: İLK HATIRLAMANIN GECESİ
Yazar: Bircan Mazhar

198. BÖLÜM: İLK HATIRLAMANIN GECESİ Taş odanın içinde zaman durmuş gibiydi, siyah ayın çatlaklarından sızan solgun ışık duvarların üzerinde hareket ederken Lalin elindeki saydam kalemin hâlâ titrediğini hissediyordu, defterin üzerinde yarım kalmış tek kelime bütün kaderlerin üzerinde asılı kalmıştı; “Ben…” Çünkü o kelimenin devamında yazılacak olan şey yalnızca Lalin’in değil, geçmişin, geleceğin ve hiç yaşanmamış bütün hayatların yönünü değiştirecekti. O sırada karanlığın içinden yeniden o ses duyuldu, Lalin’in kendi sesiydi fakat yüzyılların içinden gelen, unutulmuş anıların ağırlığını taşıyan daha eski bir yankıya sahipti. “Beni arıyordun, değil mi?” Lalin yavaşça başını kaldırdığında karanlığın içinde bir görüntü oluştu. Küçük bir kız çocuğu duruyordu karşısında. Lalin’e benziyordu, aynı gözlere, aynı sessiz bakışa sahipti fakat yüzünde bir çocuğun değil, sayısız kaderin yükünü taşıyan birinin yorgunluğu vardı. Elinde saydam kalem vardı ve göğsünde Hayat Ağacı mührü parlıyordu. Lalin’in nefesi kesildi. “Bu… ben miyim?” diye fısıldadı. Küçük kız ona baktı ve yavaşça başını salladı. “Evet. Ama senin hatırladığın ben değilim.” Azhan şaşkınlıkla geri çekildi. “Bu bir anı mı?” diye sordu. Arven’in gözleri karanlık görüntüye kilitlenmişti. “Hayır.” dedi sessizce. “Bu bir ihtimal.” Lalin anlam veremeyerek ona döndü. “İhtimal ne demek?” Arven derin bir nefes aldı. “Bazı ruhlar tek bir hayattan oluşmaz, Lalin. Bazı insanlar yalnızca yaşadıkları anlardan ibaret değildir. Onların içinde seçmedikleri yollar, yürümeyi reddettikleri kaderler ve hiç gerçekleşmemiş hayatlar da yaşar. Bazen bir insanın gerçeğini bulması için önce kendi kaybettiği parçalarıyla yüzleşmesi gerekir.” Lalin küçük kıza baktı. O küçük yüzün içinde kendi korkularını, yalnızlığını ve yıllardır nedenini bilmediği eksikliği görüyordu. “Beni kim unutturdu?” diye sordu. Küçük kız cevap vermedi. Sadece bakışlarını Vael’e çevirdi. O an odadaki herkes sessizleşti. Vael’in yüzündeki soğuk ifade ilk kez kırıldı. Uzun süre konuşmadı. Sonunda alçak bir sesle söyledi. “Ben.” Lalin’in gözleri büyüdü. “Neden?” Vael ona baktı fakat bu kez gözlerinde karanlık değil, ağır bir pişmanlık vardı. “Çünkü seni korumak için.” Azhan öfkeyle ileri çıktı. “Koruma mı? Onun hayatını, anılarını, kim olduğunu elinden aldın.” Vael başını eğdi. “Evet.” dedi. “Çünkü başka bir yol yoktu.” Lalin acıyla gülümsedi. “Buna inanmamı mı bekliyorsun?” Vael ona doğru bir adım attı. “Hayır. Çünkü henüz son geceyi hatırlamadın.” Bu sözle birlikte defter kendi kendine açıldı. Sayfaların arasından beyaz bir ışık yükseldi ve üzerinde tek bir başlık belirdi. SON GECE. Lalin parmaklarını sayfaya dokundurduğu anda taş oda kayboldu. Kendini yıllar öncesinde, siyah ayın ilk kez dünyayı karanlığa boğduğu gecede buldu. Aynı taş oda vardı, aynı duvarlar, aynı semboller… fakat her şey daha yeniydi. Genç Lalin odanın ortasında duruyor, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Karşısında Vael ve Arven vardı. Genç Lalin elindeki kaleme bakarak titreyen bir sesle konuşuyordu. “Eğer bunu yaparsam… beni herkes unutacak.” Arven sessizce başını eğdi. “Evet.” dedi. “Adın kaybolacak. Seni sevenler seni hatırlamayacak. Yaşadığın her şey bir yabancının hikâyesi gibi kalacak.” Genç Lalin gözlerini Vael’e çevirdi. “Peki sen neden yardım ediyorsun?” Vael uzun süre sustu. Sonra acı bir gülümsemeyle cevap verdi. “Çünkü bazen dünyayı kurtaran kişi kahraman olarak hatırlanmaz. Bazen herkesin yaşayabilmesi için birinin yanlış anlaşılması gerekir.” Genç Lalin başını salladı. “Ben bunu istemiyorum.” Vael’in gözleri doldu. “Biliyorum.” “Ama senin istemediğin şey, milyonlarca insanın yaşayabilmesi için gereken şey.” O anda genç Lalin kalemi eline aldı. Saydam kalemin ışığı bütün odayı kapladı. Deftere ilk kelimeleri yazmaya başladı. “Ben, Son Yazıcı…” Fakat cümlesini tamamlayamadan Vael elini uzatıp kalemi durdurdu. Genç Lalin şaşkınlıkla ona baktı. “Neden durdurdun?” Vael’in sesi titriyordu. “Çünkü sen son olmayacaksın.” “Sen bir son değil, bir başlang…