197. BÖLÜM: SON SATIRI YAZAN
Yazar: Bircan Mazhar

197. BÖLÜM: SON SATIRI YAZAN Kapının ardındaki karanlık yavaşça dağıldığında taş odanın içindeki herkes sessizliğe gömüldü. Siyah ayın ışığı çatlaklardan süzülüyor, yerdeki eski sembollerin üzerinde hareket eden gölgeler oluşturuyordu. Gelen kişi acele etmiyordu. Sanki yüzyıllardır beklediği an sonunda gerçekleşmişti ve artık kaçacak hiçbir yer kalmamıştı. Lalin gözlerini o siluetten ayıramıyordu. İçinde tanımlayamadığı bir his vardı. Korku değildi. Öfke değildi. Daha çok, yıllardır kayıp olan bir parçanın karşısında durmanın verdiği garip bir yabancılıktı. Siluet karanlığın içinden tamamen çıktığında yüzü belli oldu. İlk Yazıcıların eski kıyafetlerine benzeyen siyah bir giysi taşıyordu. Fakat üzerindeki semboller ışık değil, karanlık yayıyordu. Gözlerinde soğuk bir sakinlik vardı. Arven onu görünce gerildi. “Sen…” Adam hafifçe gülümsedi. “Beni hatırladın demek.” Lalin Arven’e baktı. “Kim bu?” Arven cevap vermekte zorlandı. Çünkü söylediği isim, taş odadaki bütün dengeleri değiştirecek kadar ağırdı. “Vael.” İlk Yazıcı’nın yüzü soldu. “Son Kayıtçı…” Vael başını eğdi. “Hayır.” “Ben son kayıtçı değilim.” “Ben son gerçeğim.” Lalin kaşlarını çattı. “Ne istiyorsun?” Vael’in bakışları doğrudan deftere yöneldi. “Onu.” “Defteri.” “Çünkü o, bütün dünyanın en büyük hatasını içinde taşıyor.” Azhan öne çıktı. “Bu defter hayatları koruyor.” Vael ona baktı. “Hayır.” “Bu defter insanlara seçim yaptıklarını düşündürüyor.” “Fakat her seçim başka bir hayatı yok ediyor.” O sözlerden sonra defterin sayfaları hızla çevrilmeye başladı. Sayfalarda görünen hayatlar bir anda değişti. Mutlu sonlar… Trajik ayrılıklar… Hiç gerçekleşmemiş savaşlar… Hepsi birbirine karıştı. Lalin şaşkınlıkla baktı. “Sen ne yaptın?” Vael sakin bir şekilde cevap verdi. “Gerçeği gösterdim.” “Sen insanların yalnızca hatırlanmak istediğini sanıyorsun.” “Ama bazı hikâyeler hiç yazılmamalıydı.” Arven öfkeyle ona döndü. “Bunu söylemeye hakkın yok.” “Binlerce insanın kaderini kendi kararlarınla değiştirdin.” Vael’in yüzünde küçük bir tebessüm oluştu. “Bunu bana sen mi söylüyorsun, Arven?” “Dünyayı kurtarmak için kendini feda eden adam.” “İnsanlara seçme hakkı bıraktığını mı düşünüyorsun?” Arven sustu. Çünkü bu sözlerin içinde acı bir gerçek vardı. Vael Lalin’e döndü. “Biliyor musun, Son Yazıcı?” “Senin hikâyeni de ben yazdım.” O anda odanın içindeki hava ağırlaştı. Lalin’in nefesi kesildi. “Yalan söylüyorsun.” Vael başını iki yana salladı. “Hayır.” “Senin ilk sayfanı ben yazdım.” “Fakat sonunu yazamadım.” “Çünkü sen kaçtın.” Lalin’in zihninde görüntüler patlamaya başladı. Karanlık bir oda… Bir masa… Saydam bir kalem… Ve küçük bir kız çocuğu… Kızın karşısında duran Vael… “Eğer bu hikâyeyi tamamlamazsam ne olur?” Küçük Lalin’in sesi duyuluyordu. Vael cevap veriyordu. “Hiç kimse seni hatırlamaz.” “Ve sen hiçbir zaman kim olduğunu öğrenemezsin.” Görüntü kayboldu. Lalin dizlerinin üzerine çöktü. “Ben…” “Ben bunu hatırlıyorum.” Azhan hemen yanına geldi. “Lalin.” Fakat Lalin başını kaldırdı. Gözlerinde korku değil, kararlılık vardı. “Hayır.” “Artık hatırlıyorum.” Elindeki saydam kalem yeniden parlamaya başladı. Vael ilk kez şaşırdı. “Hayır…” “Bu mümkün değil.” Lalin ayağa kalktı. “Sen benim hikâyemin sonunu yazdığını sandın.” “Ama bir şeyi unuttun.” Vael ona baktı. “Neyi?” Lalin deftere dokundu. “Bir Yazıcı’nın gücü…” “Başkasının yazdığı kaderi kabul etmek değildir.” “O kaderi değiştirebilmektir.” Defterin boş bir sayfası açıldı. Bu kez hiçbir isim yazmıyordu. Hiçbir kader belirtilmiyordu. Sadece tek bir cümle vardı. “Son satır henüz yazılmadı.” Vael’in yüzündeki sakinlik ilk kez bozuldu. “Hayır…” “Sen bunu yapamazsın.” Lalin kalemi kaldırdı. “Yapabilirim.” “Çünkü bu defter bana geleceği vermedi.” “Bana seçim hakkı verdi.” Tam o anda siyah ayın çatlaklarından yayılan karanlık durdu. Sanki bütün evren Lalin’in yazacağı kelimeyi bekliyordu. Arven sessizce fısıldadı. “Dikkat et.” “Son satırı yazarsan…” “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” Lalin gözlerini kapattı. Önünde bütün hayatlar vardı.…