195. BÖLÜM: UNUTULAN İSMİN DÖNÜŞÜ
Yazar: Bircan Mazhar

195. BÖLÜM: UNUTULAN İSMİN DÖNÜŞÜ Lalin’in kalemi sayfaya dokunduğu anda taş odanın içindeki bütün sesler sustu. Ne dışarıdaki savaşın uğultusu duyuluyordu ne de siyah ayın çatlayan yüzünden yayılan karanlığın fısıltıları. Sanki bütün evren, tek bir cümlenin tamamlanmasını bekliyordu. Saydam kalemin ucundan akan ışık, mürekkep gibi defterin üzerine yayıldı. Fakat bu mürekkep siyah değildi. İçinde yıldızların parıltısı, eski anıların sıcaklığı ve hiç yaşanmamış hayatların hüznü vardı. Lalin yazdığı ilk kelimeye baktı. “Arven…” İsim sayfanın üzerinde belirginleştiği anda oda sarsıldı. Taş duvarların arasından derin bir uğultu yükseldi. Yüzyıllardır mühürlenmiş kapılar açılıyor, unutulmuş zamanların zincirleri kırılıyordu. Arven olduğu yerde durdu. Yüzündeki ifade değişmişti. İlk kez şaşkınlık vardı gözlerinde. “Bunu neden yaptın?” Lalin ona baktı. “Çünkü kimsenin varlığı, başkalarının korkusuyla silinmemeli.” Arven sessiz kaldı. “Beni geri getirdiğinde ne kaybedeceğini bilmiyorsun.” Lalin defterin kapağına baktı. Kendi ismi hâlâ silikleşmeye devam ediyordu. Harfleri yavaşça kayboluyor, sanki kader onun yerine başka bir hikâye yazmaya çalışıyordu. “Belki kaybedeceğim bir şey vardır.” “Belki de yoktur.” “Fakat bir insanın hatırlanmayı hak ettiğini bilerek onu unutmaya izin veremem.” Azhan, Lalin’in yanına geldi. “Lalin…” “Defter seni dinliyor.” “Çünkü sen yalnızca bir isim yazmadın.” “Bir kaderi değiştirdin.” Tam o anda Arven’in bedeninin etrafındaki karanlık parçalanmaya başladı. Yıllardır onu çevreleyen gölgeler, ince siyah parçalar hâlinde yere dökülüyordu. Fakat karanlık yok olurken altında bambaşka bir gerçek ortaya çıkıyordu. Arven bir gölge değildi. O da bir zamanlar insandı. Üzerinde eski Yazıcıların kıyafeti vardı. Göğsünde ise Lalin’in Hayat Ağacı mührüne benzeyen fakat yarısı kırılmış başka bir mühür duruyordu. İlk Yazıcı yavaşça geri çekildi. “Sen…” “Sen hâlâ o mührü taşıyorsun.” Arven ona baktı. “Çünkü onu kimse benden alamadı.” “Beni tarihten silebildiniz.” “Ama yaptığım seçimi silemediniz.” O sözlerden sonra odanın ortasında büyük bir ışık belirdi. Işığın içinde görüntüler oluşmaya başladı. Binlerce yıl önceki bir gece… Aynı taş oda… Genç bir Arven… Ve karşısında İlk Yazıcılar… O gün siyah ay ilk kez doğmuştu. Karanlık dünyaya yayılmaya başlamış, insanlar korkudan kaçmıştı. Arven ise tek başına öne çıkmıştı. “Beni mühür olarak kullanın.” Genç Arven’in sesi taş odada yankılandı. “Başka yol yok.” İlk Yazıcı ona karşı çıkmıştı. “Hayır. Bunun bedelini biliyorsun.” Arven gülümsemişti. “Biliyorum.” “Bir gün herkes beni unutacak.” “Ama onlar yaşayacak.” Görüntü değişti. Arven’in ışığın içine yürüyüşü… Kendi adının eski defterlerden silinişi… İnsanların onu hatırlamamaya başlaması… Ve en sonunda yalnızca bir fısıltı olarak kalışı… Lalin’in gözleri doldu. “Sen bunu biliyordun.” Arven başını salladı. “Evet.” “Unutulacağımı biliyordum.” “Fakat bilmediğim tek şey…” “Bir gün birinin beni yeniden yazacak kadar cesur olacağıydı.” Defter yeniden hareketlendi. Bu kez Lalin’in adının silindiği yerin yanında yeni bir yazı belirdi. “Bir hayat geri dönerken…” “Başka bir hayat yeniden şekillenir.” Lalin’in yüzündeki ifade değişti. “Hayır…” Sayfada yeni kelimeler oluşuyordu. “Son Yazıcı’nın kaderi artık değişti.” “Çünkü o artık yalnızca yazan değil…” “Yazılan oldu.” Azhan hemen deftere uzandı fakat eli sayfaya değdiği anda görünmez bir güç onu geri itti. “Lalin!” “Dur!” “Defter seni içine çekiyor!” Lalin hareket edemiyordu. Ayaklarının altındaki taş zemin ışıkla kaplanmıştı. Sanki oda değil, bütün zaman onun etrafında dönüyordu. Arven ona doğru bir adım attı. “Bırak beni.” Lalin ona baktı. “Ne?” “Beni geri yazdığın için teşekkür ederim.” “Ama bunun bedelini sen ödememelisin.” Arven elini uzattı. “Kalemi bana ver.” Lalin başını salladı. “Hayır.” “Bu benim seçimim.” “İlk defa biri seni başkalarının kararıyla değil, kendi isteğiyle hatırlıyor.” “Bunu senden alamam.” Arven’in gözlerinde derin bir hüzün oluştu. “Sen gerçekten Son Yazıcı’sın.”…