KAN

193. BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ YOL

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

193. BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ YOL Üçüncü yolun önünde açılan ince çatlak, ne taşa ne de toprağa benziyordu. İçine bakan hiç kimse bir son göremiyordu. Karanlık değildi, aydınlık da değildi; sanki zamanın henüz yazılmamış hâliydi. Başlangıç Anahtarı yavaşça çatlağın üzerine doğru ilerlediğinde kadim harfler yeniden parladı ve Dördüncü Kapı’nın çevresindeki bütün mühürler aynı anda titreşti. Hayat Ağacı’nın köklerinden yükselen ışık ile toprağın derinliklerinden gelen siyah gölgeler çatlağın etrafında birbirine dolanıyor, fakat birbirine zarar vermiyordu. İlk Yazıcı derin bir sessizlik içinde bu manzarayı izledi. Gözlerinde hem şaşkınlık hem de yıllardır unutulmuş bir hatırayı yeniden görmenin hüznü vardı. “Demek…” diye fısıldadı. “Onlar gerçekten onu tamamen silememiş.” Lalin başını ona çevirdi. “Neyi silememişler?” İlk Yazıcı cevap vermeden önce uzun süre sustu. Sonra yavaşça Hayat Ağacı’nın gövdesine dokundu. “Üçüncü yolu.” “Çünkü bu yol ne geçmişi değiştirir ne de yalnızca hatırlatır.” “Bu yol…” “…insana kendisini yeniden yazma hakkı verir.” Azhan’ın yüzü gerildi. “Bunun bedelini biliyor musun?” İlk Yazıcı başını salladı. “Biliyorum.” “Bu yolu seçen kişi, eski benliğini geride bırakır.” “Kapıdan çıktığında aynı isimle yaşayabilir.” “Aynı yüzle de yaşayabilir.” “Ama artık eskisi değildir.” Bu sözler Lalin’in içinde derin bir yankı uyandırdı. Bugüne kadar geçtiği her kapı onu biraz değiştirmişti. Fakat bu kez değişecek olan yalnızca düşünceleri değil, ruhunun en derin parçası olacaktı. Tam o anda siyah pelerinli yabancı elindeki kitabı yere bıraktı. Kitap kendiliğinden açıldı. Sayfaları hızla çevrilirken boş görünen satırlar siyah harflerle dolmaya başladı. Her satır yazıldıkça gökyüzündeki siyah ay biraz daha parçalanıyor, parçalanan her parça kadim şehrin üzerine gölge gibi düşüyordu. Azrak ağır bir sesle konuştu. “Geç kaldık.” “Kitap yeniden yazılıyor.” Demir şaşkınlıkla ona baktı. “Kim yazıyor?” Azrak gözlerini çatlağın içine çevirdi. “Biz.” “Hepimiz.” “O kitap kaderi anlatmıyor.” “Yaptığımız seçimleri kaydediyor.” Lalin kitabın sayfalarına baktığında kendi adını gördü. Hemen altında Azhan’ın adı yazıyordu. Sonra Demir’in… Aylin’in… Aras’ın… Ve daha önce hiç duymadığı yüzlerce isim… Ancak listenin en sonunda tek bir satır hâlâ boştu. İlk Yazıcı derin bir nefes aldı. “Son satır…” “…henüz yazılmadı.” Tam o sırada çatlağın içinden ince bir çocuk sesi duyuldu. “Lalin…” Ses çok tanıdıktı. Bu, yıllar önce kâbuslarında duyduğu sesin ta kendisiydi. Fakat bu kez korku taşımıyordu. Yalnızca hüzün vardı. Lalin istemsizce bir adım attı. Çatlağın içindeki sis yavaşça dağıldı. Sis çekildikçe küçük bir taş oda görünmeye başladı. Odanın tam ortasında eski, ahşap bir masa duruyordu. Masanın üzerinde tek bir eşya vardı. Yılların sararttığı deri kapaklı ince bir defter… Lalin’in daha önce Hatıralar Salonu’nda gördüğü Son Emanet Defteri ile aynıydı. Fakat bu defterin kapağında farklı bir cümle yazıyordu. “Henüz Yazılmamış Hayatlar.” Lalin’in kalbi hızlandı. O anda İlk Yazıcı’nın sesi yeniden duyuldu. “Gördüğün defter…” “…benim bile yazamadığım son kitaptır.” “Ve onu yalnızca…” “…Son Yazıcı tamamlayabilir.”

Bölümün tamamını WritePad'de oku