KAN

192. BÖLÜM: KADERİN ANAHTARI

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

192. BÖLÜM: KADERİN ANAHTARI Lalin, bir elinde Başlangıç Anahtarı’nı tutarken diğer elini yavaşça Hayat Ağacı’nın çatlamış gövdesine uzattı. Anahtar deliğinin çevresindeki kadim işlemeler, onun yaklaşmasıyla birlikte solgun bir altın ışıkla parlamaya başladı. Azhan’ın “Dur!” diye yankılanan sesi ile siyah pelerinli yabancının “Devam et.” diyen sakin sesi aynı anda kulaklarında çınlıyor, iki farklı kader onu iki ayrı yöne çekiyordu. Derin bir nefes aldı ve gözlerini kapattı. İlk Yazıcı’nın kendisine söylediği sözleri hatırladı. Hakikat yalnızca geçmişi görmek değil, onun yükünü de taşımaktı. Anahtarı yavaşça kilide yerleştirdi. Kilidin içinden metal sesi değil, bir kalp atışı yükseldi. Sonra ikinci… Üçüncü… Ve bütün kadim şehir aynı ritimle titreşmeye başladı. Hayat Ağacı’nın çatlağı bir anlığına kapanır gibi oldu. Fakat hemen ardından gövdenin içinden parlak ışıklar yerine sayısız görüntü yükselmeye başladı. Lalin kendisini artık bir anının içinde değil, anıların arasında yürürken buldu. Sağında çocukların neşeyle oynadığı günler vardı. Solunda savaş meydanları uzanıyordu. Bir adım ötesinde barış antlaşmaları yapılırken, diğer tarafta şehirler alevler içinde kalıyordu. Binlerce ihtimal, aynı anda önünden akıp geçiyordu. İlk Yazıcı sessizce yanına geldi. “İşte kader budur.” “Tek bir yol yoktur.” “İnsan, attığı her adımla yeni bir yol açar.” Lalin önüne baktığında iki büyük taş kapının belirdiğini gördü. Birinin üzerinde “Hatırlamak” , diğerinin üzerinde ise “Değiştirmek” yazıyordu. Azrak ağır adımlarla yaklaştı. “Hatırlarsan gerçeği öğrenirsin.” “Değiştirirsen gerçeği yeniden yazarsın.” “Fakat ikisini aynı anda yapamazsın.” Tam o sırada siyah pelerinli yabancı kitabını kapattı. Kitabın kapağındaki mühür kırıldı ve gökyüzünde dolaşan siyah ay yavaşça parçalanmaya başladı. Parçaların her biri yere düşerken karanlık yaratıklara dönüşüyor, kadim şehrin sokaklarına yayılıyordu. Donmuş zaman yeniden akmaya başlamıştı. Demir kılıcını çekti. “Aylin, insanları koru!” Aras elindeki mührü havaya kaldırınca mavi bir ışık kubbesi oluştu. Ancak yaratıklar ışığa rağmen ilerlemeye devam ediyordu. Onlar ete kemiğe bürünmüş düşmanlar değil, insanların korkularından doğmuş gölgelerdi. Azhan, Lalin’in önüne geçti. “Kararını çabuk vermelisin.” “Eğer geç kalırsan…” “…ne geçmiş kalacak ne de gelecek.” Lalin iki kapıya baktı. Başlangıç Anahtarı avucunda yeniden ısındı. Fakat bu kez anahtarın üzerinde yeni bir yazı belirdi. Daha önce görünmeyen kadim harfler yavaşça şekillendi. “Üçüncü bir yol da vardır.” İlk Yazıcı’nın yüzündeki sakin ifade ilk kez değişti. “Hayır…” “O yol mühürlenmişti.” Azrak şaşkınlıkla geri çekildi. “İmkânsız…” Siyah pelerinli yabancı ise ilk kez gülümsedi. “Demek sonunda biri onu gördü.” İki taş kapının tam ortasında, daha önce olmayan ince bir çatlak belirdi. Çatlağın içinden ne ışık ne de karanlık yükseliyordu; yalnızca derin bir sessizlik vardı. Başlangıç Anahtarı, Lalin’in elinden yavaşça yükseldi ve üçüncü yolun önünde durdu. O anda bütün sesler kesildi. Sanki dünya nefesini tutmuş, Son Yazıcı’nın hangi yolu seçeceğini bekliyordu.

Bölümün tamamını WritePad'de oku