KAN

190. BÖLÜM: BAŞLANGICIN ANAHTARI

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

190. BÖLÜM: BAŞLANGICIN ANAHTARI Dördüncü Kapı’nın içinden uzanan solgun el, avucunda tuttuğu eski anahtarı sessizce Lalin’e doğru uzattı. Anahtar ne altından ne de demirdendi. Üzerinde zamanın bıraktığı hiçbir iz yoktu; sanki binlerce yıldır beklemesine rağmen ilk kez dövülmüş gibi pürüzsüzdü. Sapına işlenmiş tek kelime, siyah ayın solgun ışığında yavaş yavaş parlıyordu: “Başlangıç.” Lalin elini uzatırken saydam kalem avucunda yeniden ısındı. Parmakları anahtara dokunduğu anda bütün vadiyi kör edici beyaz bir ışık kapladı. O ışığın içinde ne Azrak ne Azhan ne de diğerleri görünüyordu. Yalnızca tek bir ses vardı. Yaşlı ama güçlü bir ses. “Her son, unutulmuş bir başlangıcın yankısıdır.” Işık yavaşça dağıldığında Lalin kendisini bambaşka bir yerde buldu. Ne Dördüncü Kapı vardı ne de siyah ay. Önünde uçsuz bucaksız bir ovanın ortasında yükselen kadim bir şehir duruyordu. Taştan yapılmış yüksek kuleler, gökyüzüne uzanan kemerler ve merkezinde dalları bulutların arasına kadar yükselen devasa bir Hayat Ağacı… Ağacın yaprakları altın gibi parlıyor, kökleri ise bütün şehrin altına yayılıyordu. Sokaklarda insanlar yürüyordu. Çocuklar gülüyor, ustalar çalışıyor, muhafızlar nöbet tutuyordu. Hiçbirinde korku yoktu. Azhan yavaşça çevresine baktı. “İmkânsız…” “Bu…” “İlk Şehir.” Azrak gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. “Burası mühürlerden önceki dünya.” “Henüz hiçbir lanetin doğmadığı zaman.” Demir hayranlıkla etrafına bakarken aniden bütün şehir sessizleşti. İnsanlar oldukları yerde durdu. Rüzgâr kesildi. Kuşlar gökyüzünde hareketsiz kaldı. Zaman durmuştu. Hayat Ağacı’nın gövdesinden uzun beyaz cübbeli yaşlı bir adam ağır adımlarla dışarı çıktı. Elinde Lalin’in taşıdığı saydam kalemin aynısını tutuyordu. Gözlerinde derin bir bilgelik, yüzünde ise yorgun ama huzurlu bir ifade vardı. Lalin’in kalbi hızlandı. “Sen…” Yaşlı adam hafifçe gülümsedi. “Evet.” “Ben…” “İlk Yazıcı.” Bütün vadi sessizliğe gömüldü. İlk Yazıcı yavaşça Lalin’in önüne geldi. Elini uzattı ve Lalin’in avucundaki Başlangıç Anahtarı’nı kapattı. “Bu anahtar kapıları açmak için yapılmadı.” “Hatıraları da…” “Mühürleri de…” “Onun açacağı tek yer…” “…hakikatin kendisidir.” Tam o anda Hayat Ağacı’nın gövdesinde derin bir çatlak oluştu. Çatlağın içinden siyah bir sıvı yavaşça dışarı sızmaya başladı. Azrak’ın yüzündeki huzur kayboldu. Başını öne eğdi. “İşte…” “Her şey burada başladı.” İlk Yazıcı gözlerini kapattı. “Hayır…” “Burada başlamadı.” “Burada…” “…ilk hata yapıldı.” O anda gökyüzünü kaplayan bulutlar ikiye ayrıldı. Hayat Ağacı’nın dallarının arasından siyah pelerinli, yüzü görünmeyen bir kişi sessizce aşağı inmeye başladı. Elinde hiçbir silah yoktu. Yalnızca siyah taşlardan yapılmış ince bir kitap taşıyordu. İlk Yazıcı’nın sesi ilk kez titredi. “Onu durduramazsak…” “…gelecek yeniden yazılacak.” Lalin, elindeki Başlangıç Anahtarı’nı daha sıkı kavradı. Çünkü ilk kez, yalnızca geçmişi izlemeyeceklerini anladı. Geçmişin içine gireceklerdi. Ve bin yıl önce yapılan ilk hatayı değiştirebilirlerse, bugün yaşadıkları bütün karanlık belki de hiç yaşanmayacaktı. Ancak bunun bedeli, kendi bildikleri dünyanın tamamen değişmesi olabilirdi. Bu seçim, şimdiye kadar karşılarına çıkan bütün sınavlardan daha ağırdı.

Bölümün tamamını WritePad'de oku