189. BÖLÜM: KARA KEHANET
Yazar: Bircan Mazhar

189. BÖLÜM: KARA KEHANET Azrak’ın son sözleri taş vadide yankılanırken gökyüzündeki siyah ay giderek büyümeye başladı. Ayın solgun ışığı Dördüncü Kapı’nın ötesindeki bütün sütunların üzerine düştü. Bir zamanlar altın ve gümüş ışık saçan kadim mühürler birer birer kararmaya başladı. Toprağın derinliklerinden gelen uğultu artık bir kalp atışını değil, binlerce insanın aynı anda attığı sessiz çığlığı andırıyordu. Lalin göğsündeki yeni Hayat Ağacı mührünün durmadan değiştiğini hissediyordu. Ağacın kökleri siyah ışıkla, dalları ise beyaz parıltıyla çevriliydi. Sanki iki zıt güç aynı bedende yaşamaya çalışıyordu. Saydam kalem avucunda ağırlaşırken ucundan damlayan ışık toprağa değdiği anda yerde eski harfler oluştu. Hiç kimsenin bilmediği bu yazıları yalnızca Lalin okuyabiliyordu. Yazıda tek bir cümle vardı: “Denge bozulursa Yazıcı da bölünür.” Azhan bu sözleri görünce derin bir nefes aldı. Yıllardır korktuğu anın geldiğini anlamıştı. Sessizce Lalin’in yanına yaklaştı ve omzuna dokundu. “Şimdi dikkatle dinle,” dedi. “İlk Yazıcı bize gerçeğin yalnızca yarısını bıraktı. Diğer yarısı ise hiçbir kitaba yazılmadı. Çünkü insanlar onu öğrenmeye hazır değildi.” Lalin gözlerini Azhan’dan ayırmadan bekledi. Azhan siyah aya baktı. “Her Son Yazıcı’nın içinde iki kader doğar. Biri dünyayı birleştirir. Diğeri ise bütün mühürleri sonsuza kadar kırar. Seçim yalnızca senin değildir. Seni izleyen karanlık da seçim yapacaktır.” Tam o anda siyah ayın yüzeyinde uzun çatlaklar oluştu. Çatlakların arasından karanlık değil, bembeyaz ışık yükselmeye başladı. Fakat o ışık huzur vermiyor, insanın içine açıklayamadığı bir korku yayıyordu. Vadideki bütün taş sütunlar aynı anda çatladı. Her çatlağın içinden saydam gölgeler yükseldi. Bunlar ne hayaletti ne de yaşayan insan. Şeffaf bedenleri rüzgâr gibi dalgalanıyor, yüzlerinde hiçbir ifade bulunmuyordu. Sessizce Azrak’ın arkasında dizildiler. Azrak başını eğerek onları selamladı. “Onlar İlk Koruyucular.” “Bin yıl boyunca mühürlerin içinde uyudular.” Demir hayretle etrafına baktı. “Bize yardım edecekler mi?” diye sordu. Azrak uzun süre cevap vermedi. Sonunda yavaşça başını salladı. “Hayır.” “Onlar yargılamak için uyandılar.” Bu sözlerin ardından bütün saydam varlıklar aynı anda Lalin’e döndü. Hiçbiri konuşmadı. Ancak Lalin’in zihninde tek bir ses yankılandı. “Son Yazıcı… kararını ver.” Tam o anda göğsündeki mühür iki farklı ışığa ayrıldı. Beyaz ışık sağ tarafına, siyah ışık ise sol tarafına yayıldı. Saydam kalem ortadan ince bir çatlakla ikiye bölünmeye başladı. Lalin acıyla dizlerinin üzerine çöktü. Kalbinin içinde iki farklı ses konuşuyordu. Biri affetmesini, diğeri ise cezalandırmasını söylüyordu. Biri umutla doluydu, diğeri öfkeyle. Azhan bir adım öne çıktı, fakat Azrak elini kaldırarak onu durdurdu. “Hayır.” “Bu yola kimse onun yerine yürüyemez.” Vadinin üzerindeki rüzgâr aniden kesildi. Sessizlik öylesine derindi ki herkes yalnızca Lalin’in hızlanan nefesini duyabiliyordu. O sırada Dördüncü Kapı’nın tam ortasında daha önce görünmeyen son bir sembol belirdi. Kökleri karanlığa, dalları gökyüzüne uzanan Hayat Ağacı’nın altında tek bir cümle parlıyordu: “Hakikati taşıyan kişi, önce kendi ruhunun kapısını açacaktır.” Ve o cümle tamamlanır tamamlanmaz Dördüncü Kapı’nın ardındaki sonsuz karanlığın içinden yavaşça bir el uzandı. Bu el ne Azrak’a ne de gölgelere aitti. Parmaklarının arasında eski bir anahtar tutuyordu. Anahtarın sapına işlenmiş tek bir kelime vardı: “Başlangıç.”