KAN

187. BÖLÜM: KARANLIK YANSIMA

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

187. BÖLÜM: KARANLIK YANSIMA Lalin, karşısında duran karanlık suretin kendi yüzünü taşıdığını gördüğü anda zaman durmuş gibi oldu. Saydam kalem avucunda şiddetle titreşiyor, Hayat Ağacı mührü göğsünde hiç olmadığı kadar güçlü yanıyordu. Platformun etrafını saran sonsuz karanlığın içinden binlerce fısıltı yükselmeye başladı. Her biri farklı bir ses taşıyor, fakat hepsi aynı cümleyi tekrarlıyordu. “Onu kabul et…” “Onu reddetme…” “Çünkü o sensin…” Lalin derin bir nefes aldı. Gözlerini karşısındaki karanlık yansımadan ayırmadı. “Sen ben değilsin.” Karanlık suret gülümsedi. “Hayır…” “Ben, olabileceğin son hâlim.” “Her korkunu beslersen…” “Her öfkeni büyütürsen…” “Her kaybını kinle doldurursan…” “…dönüşeceğin kişi benim.” Bu sözlerle birlikte platformun etrafındaki karanlık hareketlenmeye başladı. Siyah sisin içinden yüzlerce gölge yükseldi. Bunlar daha önce görülen gölgelere benzemiyordu. Her biri Lalin’in farklı yaşlarını taşıyordu. Küçük bir çocuk, genç bir kız, umudunu kaybetmiş bir kadın… Hepsi sessizce ona bakıyordu. Azhan birkaç adım öne çıktı. “Lalin!” “Sakın onunla savaşma!” Demir şaşkınlıkla Azhan’a döndü. “Neden?” Azhan’ın sesi ağırlaştı. “Çünkü karanlık yansıma kılıçla yenilmez.” “Ona vurduğun her darbe…” “…onu daha da güçlendirir.” Kâbus Bekçisi sessizce başını salladı. “İlk Yazıcı bunu anlamıştı.” “Ben anlayamadım.” Azhan gözlerini kapattı. “Bu yüzden yüzlerce yıl bu lanetin içinde kaldım.” Lalin elindeki saydam kaleme baktı. Kalemin ışığı artık beyaz değildi. İçinde altın, mavi ve gümüş renkleri birlikte dönüyordu. Tam o anda İlk Yazıcı’nın sesi, sanki yüzyılların ötesinden geliyormuş gibi yankılandı. “Karanlığı yok etmeye çalışma.” “Onu ışığın içine davet et.” Lalin yavaşça başını kaldırdı. Karanlık surete doğru bir adım attı. Demir bağırdı. “Dur!” Ama Lalin durmadı. İkinci adımını attı. Sonra üçüncüsünü… İki suret artık birbirine yalnızca birkaç adım uzaklıktaydı. Karanlık yansıma elini uzattı. Lalin de aynı hareketi yaptı. Demir ve Aylin nefeslerini tuttu. İki el birbirine değdiği anda platformun tamamı sarsıldı. Şiddetli bir ışık patlaması meydana geldi. Ne siyah kaldı… Ne beyaz… Her şey gümüş renkli bir sisin içinde kayboldu. Sis yavaş yavaş dağıldığında karanlık suret hâlâ oradaydı. Fakat gözlerindeki sonsuz öfke kaybolmuştu. İlk kez konuşurken sesi sakindi. “Teşekkür ederim…” Lalin şaşkınlıkla baktı. “Korkularımdan kaçmadın.” “Beni yok etmeye çalışmadın.” “Beni gördün.” Karanlık suretin bedeni ince ışık parçalarına ayrılmaya başladı. Yavaşça gökyüzüne yükselirken son kez gülümsedi. “İnsan…” “…yalnızca ışığıyla değil…” “…karanlığıyla da bütündür.” Son parça da kaybolduğu anda platformun altında büyük bir gürültü duyuldu. Sonsuz boşluğun ortasında devasa bir taş kapı yükselmeye başladı. Kapının üzerinde bugüne kadar görülmemiş tek bir mühür vardı. Hayat Ağacı’nın kökleri ile gölgeleri birbirine sarılmıştı. Kapının tam ortasında ise eski dilde yazılmış tek bir cümle parlıyordu: “Dördüncü Kapı açıldı. Bundan sonrası, yaşayanların değil… hakikati taşıyanların yoludur.” Azhan kapıya baktı. Yüzündeki ifade ilk kez gerçek bir huzura dönüştü. Ancak aynı anda uzaklardan derin, yankılı bir boru sesi duyuldu. O ses ne bu dünyaya ne de şimdiye kadar gördükleri diyarlara aitti. Azhan’ın yüzü yeniden ciddileşti. “Geç kaldık…” Lalin ona döndü. “Neye?” Azhan, yavaşça açılmaya başlayan taş kapının ardındaki sonsuz karanlığa baktı. “Çünkü bizi bekleyen şey…” “…artık bir kâbus değil.” “…uyanmış bir efsane.”

Bölümün tamamını WritePad'de oku