185. BÖLÜM: KÂBUS EVİ
Yazar: Bircan Mazhar

185. BÖLÜM: KÂBUS EVİ Azhan’ın sözleri konağın önündeki ağır sessizliğin içine gömülürken Lalin, elindeki saydam kalemin ilk kez bu kadar güçlü titreştiğini hissetti. Kalemin ucundan dökülen ince ışık damlaları taş basamaklara değdiği anda eski semboller beliriyor, fakat birkaç saniye sonra görünmeyen bir güç tarafından yeniden karartılıyordu. Konağın siyaha dönmüş pencerelerinden onları izleyen yüzlerce siluet vardı. Hiçbiri hareket etmiyor, yalnızca karanlığın içinden nefes alıp veriyordu. İçeriden gelen çocuk ağlaması ise giderek yaklaşıyor, sanki her saniye kapının arkasına biraz daha yaklaşıyordu. Demir kılıcını kaldırdı, fakat kılıcın çeliği matlaşmıştı. Aylin’in taşıdığı kor ateşi sönmeye yüz tutmuş, Aras’ın avucundaki mühür ise buz gibi olmuştu. Azhan, gözlerini konaktan ayırmadan alçak bir sesle konuştu. “Bu ev yaşayan bir yapı değildir. Burası korkuların beden bulduğu yerdir. İçeride gördüğünüz hiçbir şeye hemen inanmayın. Ama hiçbirini de tamamen inkâr etmeyin. Çünkü bu ev, insanın en küçük şüphesini bile gerçeğe dönüştürür.” Tam o anda konağın kapısı kendiliğinden sonuna kadar açıldı. İçeriden yükselen soğuk hava yalnızca bedenlerini değil, hatıralarını da titretti. Lalin bir an için annesinin sesini duyduğunu sandı. Demir yıllar önce kaybettiği babasının çağrısını işitti. Aylin, çocukluğunda söylediği bir ninniyi duyarken Aras, unuttuğunu düşündüğü eski bir yemini yeniden hatırladı. Azhan hiçbirine bakmadan ağır adımlarla içeri girdi. Lalin de onun arkasından ilerledi. Evin giriş holü örümcek ağlarıyla değil, tavandan yere kadar sarkan siyah gölgelerle kaplıydı. Duvarlardaki eski portrelerin yüzleri kazınmıştı. Büyük aynaların hiçbirinde yansımaları görünmüyor, yalnızca arkalarında duran karanlık figürler seçiliyordu. Tam merdivenlere yöneldikleri sırada üst kattan ağır bir oyuncak müziği duyuldu. Kendi kendine çalan eski bir müzik kutusunun sesi bütün konağı doldurdu. Ardından küçük ayak sesleri merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Fakat kimse görünmüyordu. Basamaklar tek tek gıcırdıyor, görünmeyen bir çocuk onlara doğru yaklaşıyordu. Lalin nefesini tuttu. Saydam kalem bir anda parlak bir ışık saçtı. O ışığın içinde küçük, solgun bir el birkaç saniyeliğine görünür oldu. Çocuk sesi yeniden duyuldu. Bu kez çok daha yakından. “Beni bulabilir misin?” Ses kesildiği anda konağın bütün kapıları aynı anda çarparak kapandı. Pencereler siyah perdelerle örtüldü. Merdivenlerin en üst basamağında, elinde eski bir fener taşıyan uzun siyah bir siluet belirdi. Fenerin içindeki solgun alev yeşil renkte yanıyor, ışığı duvarlara vurdukça taşların arasından yüzlerce gölge el uzanıyordu. Azhan’ın yüzündeki sakin ifade ilk kez değişti. Gözleri o siluete kilitlendi ve çok yavaş bir sesle, yıllardır söylemekten kaçındığı bir ismi fısıldadı: “O burada…” Siluet başını yavaşça kaldırdı. Karanlığın içinden iki soluk göz parladı ve konağın derinliklerinde yankılanan boğuk bir ses duyuldu. “Sonunda geri döndün, Azhan… Bu kez seni de bu evden kimse çıkaramayacak.” O anda Lalin, karşılarında duran varlığın yalnızca konağın sahibi olmadığını, Azhan’ın geçmişine zincirlenmiş kadim bir lanetin yaşayan sureti olduğunu hissetti. Salonun taş zemini yeniden sarsılırken saydam kalemin ucunda ilk kez altın yerine koyu mor bir ışık yanmaya başladı ve Kâbus Evi gerçek yüzünü göstermeye başladı.