KAN

184. BÖLÜM: GÖLGELERİN ÇAĞRISI

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

184. BÖLÜM: GÖLGELERİN ÇAĞRISI Küçük Lalin’in silueti karanlığın içinde yavaşça eriyip kaybolurken odanın duvarları derin çatlaklarla parçalanmaya başladı. Yağmur sesi bir anda kesildi, pencerenin ardındaki manzara siyah bir boşluğa dönüştü ve o boşluğun içinden ağır adımlar yankılandı. Her adımda zemin çürüyor, duvarlardan siyah tozlar dökülüyor, odanın içindeki hava giderek daha da ağırlaşıyordu. Karanlığın içinden uzun siyah bir palto giymiş genç bir adam belirdi. Omuzlarına kadar uzanan koyu saçları yüzünün bir kısmını gölgeliyor, sol gözünün altındaki eski yara izi yılların bıraktığı derin bir iz gibi duruyordu. Boynunda kırılmış Hayat Ağacı mührünün yarısı sallanıyor, sağ elinde ise siyah deriyle kaplanmış eski bir kitap taşıyordu. Adamın gözleri Lalin’e çevrildiğinde odanın içindeki bütün gölgeler tek bir yöne doğru eğildi. Sessizce konuştu. “Benim adım Azhan.” Bu isim duyulur duyulmaz Hatırlayanlar Ocağı’nın taş duvarları sarsıldı, tavandaki görünmez mühürler mavi alevlerle parladı ve Demir, Aylin ile Aras yeniden görünür hâle geldiler. Ancak hiçbirisi hareket edemiyordu; görünmeyen zincirler onları oldukları yere sabitlemişti. Ocak Ninesi korkuyla geri çekildi, dudakları titreyerek “Demek gerçekten yaşıyorsun…” diye fısıldadı. Azhan gözlerini ondan ayırmadan, “Ben hiç ölmedim. İnsanlar yalnızca adımı tarihten sildi.” dedi. Elindeki siyah kitabı yavaşça açtı. Sayfalar rüzgâr olmadan kendi kendine çevrilmeye başladı. Her sayfada farklı bir kâbus beliriyor, yıkılmış şehirler, terk edilmiş konaklar, kana bulanmış mühürler, gecenin içinde kaybolan çocuklar ve yüzleri olmayan insanlar kısa anlar için canlanıp yeniden karanlığa gömülüyordu. Kitabın son sayfası açıldığında odanın zemini tamamen kayboldu ve herkes kendisini eski, sislerle çevrili dev bir konağın önünde buldu. Konağın kırık pencereleri karanlıktı, fakat içeriden anlaşılmaz fısıltılar yükseliyor, rüzgâr demir kapıyı yavaşça sallıyordu. Bir anda ikinci kattaki büyük aynanın arkasında uzun siyah saçlı bir kadın silueti belirdi. Yüzü görünmüyordu. Ağır ağır elini kaldırdı ve aynanın iç yüzüne kan kırmızısı bir el izi bıraktı. Aynanın camı çatladı. Aynı anda konağın bütün ışıkları kendi kendine yandı. İçeriden küçük bir çocuğun ağlama sesi yükseldi. Ardından ince ama ürpertici bir kahkaha duyuldu. Lalin saydam kalemi sıkıca kavradı. Kalem ilk kez titremeye başladı. Hayat Ağacı mührü göğsünde yanıyor, sanki onu geri dönmesi için uyarıyordu. Fakat Azhan hiç korkmuyordu. Gözlerini konaktan ayırmadan alçak bir sesle konuştu. “Burası yaşayanların değil… unutulmuş ruhların evi. Buraya giren herkes geçmişindeki en büyük korkuyla yüzleşir. Eğer korkuna teslim olursan konak seni bırakmaz. Ama onu kabul edersen, gerçek kapı açılır.” Tam o anda konağın paslanmış demir kapısı büyük bir gürültüyle kendiliğinden açıldı. İçeriden yükselen buz gibi rüzgâr salonu kapladı ve karanlığın derinliklerinden tek bir cümle yankılandı: “Hoş geldiniz… sizi yüz yıldır bekliyorduk.”

Bölümün tamamını WritePad'de oku