KAN

182. BÖLÜM: KÂBUS BEKÇİSİ

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

182. BÖLÜM: KÂBUS BEKÇİSİ Sessiz Şehir’in adı ışık küresinin üzerinde belirir belirmez Hatırlayanlar Ocağı’nın içindeki bütün kandiller aynı anda söndü. Salonu kaplayan karanlık, gecenin doğal karanlığına benzemiyordu; duvarlara ait gölgeler taşlardan ayrılıyor, ağır ağır uzayarak insan biçimlerine dönüşüyordu. Yüzleri olmayan, gözleri bulunmayan bu siyah siluetler yere basmadan süzülüyor, geçtikleri her yerde taşların üzerindeki eski yazıları solduruyordu. Hava giderek ağırlaşıyor, nefes almak güçleşiyor, görünmeyen bir soğuk herkesin iliklerine kadar işliyordu. Ocak Ninesi, titreyen elleriyle Hayat Ağacı mührünü kavradı ve fısıltıya dönüşen sesiyle, bunların Unutuluş’un çocukları olduğunu, insanların söyleyemediği sözlerden, bastırdığı acılardan ve yıllarca kalplerine gömdükleri korkulardan doğduklarını söyledi. O anda yüzlerce gölge aynı anda başını Lalin’e çevirdi. Konuşmuyor, yalnızca fısıldıyorlardı. Binlerce farklı ses üst üste biniyor, yine de tek bir cümle bütün salonu dolduruyordu: “Bizi neden unuttunuz?” Bu ses yalnızca kulaklarda değil, zihnin en derin yerinde yankılanıyordu. Lalin bir anda çocukluğundan silik anılar görmeye başladı; eski bir ninni, yarım kalmış bir veda, isimsiz insanların ağlayışları, hiç tanımadığı yüzler ve açıklayamadığı korkular birbirine karışıyordu. Dizlerinin bağı çözüldü, saydam kalem avucunda buz gibi kesildi. Tam o sırada taş zeminde siyah çatlaklar oluştu. Çatlakların içinden yükselen koyu sis kubbeye ulaştığında tavanda devasa, kapkara bir göz açıldı. Gözün ne göz bebeği vardı ne de ışığı; içinde yalnızca dönen karanlık bulunuyordu ve bütün dikkatini Lalin’e çevirmişti. Ocak Ninesi korkuyla geri çekilirken mühürün kırıldığını fısıldadı. Demir neyin mührü olduğunu sorduğunda yaşlı kadın, Hatırlayanlar Ocağı’nın yalnızca güzel hatıraları değil, insanların ortak kâbuslarını da yüzyıllardır mühür altında tuttuğunu söyledi. Kubbe derin bir gürültüyle çatladı. Çatlaklardan insan eline benzeyen, ancak gereğinden uzun parmaklara sahip siyah eller aşağı sarkmaya başladı. Taşa dokundukları her yerde ışık sönüyor, raflardaki emanetler soluyor, salonun sıcaklığı hızla düşüyordu. Tam o anda Lalin’in elindeki saydam kalem kendiliğinden havaya yükseldi. Kalemin ucundan mürekkep yerine parlak su damlaları dökülmeye başladı. Her damla yere değdiğinde siyah eller geri çekiliyor, gölgeler acıyla inliyor, fakat karanlık tamamen kaybolmuyordu. Aksine salonun en derin köşesinden, taşların içinden geliyormuş gibi boğuk ve kadim bir ses yükseldi. “Son Yazıcı… sonunda beni uyandırdın.” Gölgeler iki yana ayrıldı. Karanlığın içinden, siyah cübbeler giymiş, insan boyunu aşan iri bir varlık ağır ağır yürüdü. Yüzünün yerinde çatlamış siyah bir taş maske vardı. Maskenin ince yarıklarından beyaz duman sızıyor, attığı her adımda taş zemin yüzyıllar geçmiş gibi çatlıyor ve yaşlanıyordu. Sağ elinde paslı zincirlerle çevrili eski bir fener taşıyordu. Fenerin içinde ateş yerine sayısız insan yüzü dönüp duruyordu; kimi ağlıyor, kimi sessizce yardım istiyor, kimi ise donuk bakışlarla dışarıyı izliyordu. Ocak Ninesi dizlerinin üzerine çöktü. Gözlerinden yaşlar süzülürken, bunun bin yıl önce İlk Yazıcı tarafından mühürlenen Kâbus Bekçisi olduğunu söyledi. Varlık durdu, yavaşça başını Lalin’e çevirdi ve maskesinin tam ortasında ince bir çatlak oluştu. Çatlağın içinden görünen tek göz, ne siyah ne de beyazdı; içine bakanı sonsuz bir boşluğa çekiyormuş gibi duran karanlık bir girdaptı. Lalin o gözle karşılaştığı anda kendi kalbinin en derin korkularını hissetti; başarısız olmanın, sevdiklerini kaybetmenin, bütün emanetleri koruyamamanın ağırlığı bir anlığına omuzlarına çöktü. Ancak Hayat Ağacı mührü göğsünde yeniden parladı. Saydam kalem Lalin’in eline geri döndü ve bu kez sıcak bir ışık yaymaya başladı. Lalin korkusuna rağmen geri çekilmedi. Kâbus Bekçisi elindeki feneri yavaşça kaldırdı ve salonun taş duvarlarında yankılanan boğuk sesiyle konuştu: “Hatıraları koruyabilirsiniz… ama insanların korkularını sonsuza kadar zincire…

Bölümün tamamını WritePad'de oku