KAN

178. BÖLÜM: İLK SATIR

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

178. BÖLÜM: İLK SATIR Kayıp Kütüphane’nin kubbesinde parlayan son cümle yavaş yavaş ışığa dönüşerek gökyüzüne yükseldi. Aynı anda raflardaki binlerce kitap kendi kendine kapanırken salonda derin ama huzur dolu bir sessizlik oluştu. Lalin, elindeki kristal mürekkep hokkasına baktı. İçindeki berrak ışık, artık yalnızca bir mürekkep değil, yaşayan bir nefes gibi yavaşça hareket ediyordu. Yazıcı Kalemi’ni hokkaya batırdığı anda mürekkep altın ya da siyah renge dönüşmedi; gökkuşağının bütün renklerini içinde taşıyan saydam bir ışık hâline geldi. Hatırayı Koruyanların en yaşlısı ağır adımlarla yanına yaklaştı. “Artık sen yalnızca bir Yazıcı değilsin.” “Sen…” “…Hatırlayanların İlk Yazıcısısın.” Lalin başını eğdi. “Ben ne yazacağımı bilmiyorum.” Yaşlı koruyucu gülümsedi. “En doğru hikâyeler…” “…önceden planlanmaz.” “Onlar dinlenerek yazılır.” Tam o anda kütüphanenin tam ortasında duran büyük taş masa yeniden parlamaya başladı. Üzerinde daha önce boş duran kitabın sayfaları kendi kendine çevrildi. Sonunda tamamen boş, bembeyaz bir sayfada durdu. Sayfanın üst kısmında tek bir başlık belirdi. “Yeni Çağın Kitabı” Altında ise tek satırlık boşluk vardı. Kalem, Lalin’in elinde hafifçe titredi. Sanki ilk cümleyi yazmasını bekliyordu. Lalin gözlerini kapattı. Yolculuğunu düşündü. Kara Köy’ü… Hatıralar Salonu’nu… Son Emanet’i… Birlik Ağacı’nı… Unutulan kasabayı… Elif’i… Hatırayı Koruyanları… Ve Gölge Yazıcı’yı… Hepsi birbirinden farklı görünüyordu. Ama aslında tek bir hikâyenin parçalarıydılar. Lalin gözlerini açtı. Kalemi yavaşça sayfaya dokundurdu. Ve ilk cümleyi yazdı. “İnsan, hatırladığı kadar yaşar; hatırlattığı kadar iz bırakır.” Son nokta konduğu anda bütün kitap ışıkla doldu. Kütüphanedeki raflar yavaşça iki yana açıldı. Arkalarında daha önce hiç görülmemiş yüzlerce kapı belirdi. Her kapının üzerinde farklı bir sembol vardı. Bir kuş… Bir deniz kabuğu… Bir yıldız… Bir dağ… Bir çiçek… Bir çocuk eli… Demir hayretle etrafına baktı. “Bunlar nedir?” Hatırayı Koruyanların en yaşlısı gözlerinde huzurlu bir ifadeyle cevap verdi. “Her kapının ardında…” “…anlatılmayı bekleyen başka bir dünya var.” Aylin derin bir nefes aldı. “Demek hikâyeler hiç bitmeyecek.” Koruyucu başını salladı. “Hikâyeler bitmez.” “Sadece anlatıcıları değişir.” Tam o sırada Gölge Yazıcı sessizce Lalin’in yanına geldi. Elindeki siyah kaleme uzun süre baktı. Sonra onu iki eliyle Lalin’e uzattı. “Artık buna ihtiyacım kalmadı.” Lalin şaşkınlıkla kalemi aldı. “Ya sen?” Gölge Yazıcı tebessüm etti. “Ben yıllarca insanların karanlığını taşıdım.” “Şimdi onu inkâr etmeden geride bırakma zamanı.” Siyah kalem Lalin’in avuçlarına geçtiği anda altın Yazıcı Kalemi ile yan yana durdu. İki kalem birbirine dokundu. Ne altın kaldı… Ne siyah… İkisi de yavaşça saydam bir ışığa dönüştü. Artık tek bir kalem vardı. Işığı da… Gölgeyi de… Hakikati de birlikte taşıyan bir kalem. Tam o sırada kütüphanenin en uzak duvarında, bugüne kadar kapalı duran son kapı ağır ağır açıldı. Kapının ardında ne bir salon ne de bir koridor vardı. Yalnızca gün doğumuna uzanan sonsuz bir yol… Rüzgâr, o yolun üzerinden geçerek Lalin’in yüzüne dokundu. Ve uzaklardan tanıdık bir ses duyuldu. “Her son…” “…başka bir hikâyenin ilk satırıdır.” Lalin gülümsedi. Kalemi kalbinin üzerine koydu. Sonra Demir, Aylin ve Aras’a baktı. Hiçbiri konuşmadı. Buna gerek de yoktu. Çünkü hepsi aynı anda ilk adımlarını attılar. Ve güneş, ufkun ardından yeniden doğarken yeni çağın ilk hikâyesi sessizce yazılmaya başladı.

Bölümün tamamını WritePad'de oku