KAN

177. BÖLÜM: EKSİK SAYFA

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

177. BÖLÜM: EKSİK SAYFA Işık ve gölgeden oluşan mühür ağır ağır dönmeye devam ederken Kayıp Kütüphane’nin duvarları derin bir uğultuyla titreşti. Tavana kadar uzanan raflardaki binlerce kitap aynı anda kapanarak sessizliğe gömüldü. O an sanki bütün kütüphane nefesini tutmuş, yalnızca Lalin’i bekliyordu. Lalin siyah taş sandığın önünde durdu. Elini kapağa uzatmak istedi, fakat görünmeyen bir güç onu durdurdu. Aynı anda sandığın üzerindeki mühürden ince bir ışık yükseldi ve havada tek bir sayfaya dönüştü. Bu sayfa ne eskiydi ne de yeniydi. Tamamen boş görünüyordu. Ancak Lalin dikkatle baktığında kâğıdın üzerinde silik el izleri fark etti. Sanki biri yıllar önce yazmaya başlamış ama son satırı tamamlayamamıştı. Yaşlı ses yeniden yankılandı. “Her Yazıcı…” “…arkasında eksik bir sayfa bırakır.” “Çünkü hiçbir insan…” “…kendi hikâyesini tek başına tamamlayamaz.” Lalin yavaşça elini boş sayfanın üzerine koydu. Parmakları kâğıda değer değmez sayfanın üzerinde görüntüler oluşmaya başladı. İlk görüntüde küçük bir çocuk vardı. Yalnız başına yağmur altında yürüyordu. Kimse onu fark etmiyordu. İkinci görüntüde yaşlı bir kadın, kimsenin ziyaret etmediği bir evde pencereden dışarı bakıyordu. Üçüncü görüntüde savaşın ortasında isimsiz bir asker, tanımadığı yaralı bir çocuğu sırtında taşıyordu. Her görüntü birkaç saniye sonra dağılıyor, yerini yenisi alıyordu. Demir hayranlıkla fısıldadı. “Bunlar…” “Görülmeyen hayatlar.” Gölge Yazıcı başını eğdi. “Hayır.” “Bunlar yazılmayı bekleyen hayatlar.” Lalin’in gözleri doldu. Sayfaya baktıkça tek bir gerçeği anlamaya başladı. Eksik olan sayfa kendi geçmişi değildi. Dünyanın hiç dinlenmemiş hikâyeleriydi. Tam o anda Yazıcı Kalemi avucundan yükseldi. Fakat bu kez kendi kendine yazmaya başlamadı. Sessizce bekledi. Sanki sahibinden ilk kelimeyi bekliyordu. Lalin derin bir nefes aldı. Sonra kalemi eline aldı. Boş sayfanın en üstüne tek bir cümle yazdı. “Her insanın hikâyesi anlatılmaya değerdir.” Mürekkep kâğıda değdiği anda bütün salon altın ve gümüş ışıklarla doldu. Boş görünen sayfanın alt satırlarında binlerce isim belirlemeye başladı. Daha önce unutulan insanlar… İsimsiz kahramanlar… Sessiz iyilikler yapan yolcular… Çocuklar… Yaşlılar… Hiçbiri artık görünmez değildi. Kayıp Kütüphane’nin raflarındaki bütün kitapların sırtında ilk kez isimler belirdi. Salonun ortasındaki siyah sandık derin bir tıkırtıyla açıldı. İçinden ne bir mücevher çıktı… Ne de eski bir silah. Yalnızca küçük, kristalden yapılmış şeffaf bir mürekkep hokkası vardı. İçinde ne siyah ne de altın mürekkep bulunuyordu. Berrak suyu andıran saydam bir ışık dolaşıyordu. Hatırayı Koruyanların sesi huzurla yankılandı. “İşte…” “İlk Yazıcı’nın gerçek mirası.” “Gören göz için bu mürekkep renksizdir.” “Fakat hakikati yazan bir kalemde…” “…her renge dönüşür.” Lalin hokkayı iki eliyle kaldırdı. Tam o anda altın Yazıcı Kalemi ile Gölge Yazıcı’nın siyah kalemi aynı anda hokkaya dokundu. Altın ışık… Siyah gölge… Ve saydam mürekkep birbirine karıştı. Bir anda kütüphanenin kubbesine doğru yükselen bembeyaz bir ışık sütunu oluştu. Kubbenin tam ortasında daha önce görünmeyen son bir cümle belirdi. “Hikâyeler, onları yazanlarla değil… onları yaşatanlarla sonsuza kadar var olur.” Bu cümle okunur okunmaz kütüphanenin bütün çanları aynı anda çalmaya başladı. Dağların ötesinden yükselen rüzgâr, binlerce kitabın sayfalarını aynı anda çevirdi. Ve Lalin, yolculuklarının aslında bir son değil… Dünyanın dört bir yanında henüz anlatılmamış hikâyelerin başladığı yeni bir çağın ilk satırı olduğunu hissetti.

Bölümün tamamını WritePad'de oku