174. BÖLÜM: GÖLGE YAZICI
Yazar: Bircan Mazhar

174. BÖLÜM: GÖLGE YAZICI Sabahın ilk ışıkları henüz dağların zirvelerine ulaşmadan Lalin ve arkadaşları Sessiz Vadi’ye uzanan eski patikaya doğru yürümeye başladılar. Ellerindeki harita her adımda hafifçe parlıyor, altın çizgi onları hiç durmadan doğuya çağırıyordu. Yol boyunca ne bir kuş sesi duyuluyor ne de rüzgâr ağaçların dallarını hareket ettiriyordu. Sanki doğa bile yaklaşan karşılaşmayı bekliyordu. Saatler sonra yol, iki yüksek kayanın arasında gizlenmiş dar bir boğaza ulaştı. Boğazın girişinde yarısı toprağa gömülmüş siyah bir taş duruyordu. Taşın üzerine kazınmış eski yazılar zamanın içinde neredeyse silinmişti. Lalin elindeki Yazıcı Kalemi taşa yaklaştırınca harfler yeniden belirginleşti. “Yazılan her söz umut doğurmaz.” “Kalem, onu tutanın kalbi kadar aydınlıktır.” Demir yazıyı sessizce okudu. “Demek ikinci kalemi bulan kişi…” Aylin cümleyi tamamladı. “…onu karanlık için kullanabilir.” Tam o anda boğazın içinden soğuk bir rüzgâr yükseldi. Rüzgârın taşıdığı binlerce kâğıt parçası havada dönmeye başladı. Sayfaların üzerinde isimler vardı. Bazıları okunabiliyor, bazıları ise tam seçileceği anda silinip kayboluyordu. Lalin uzanıp bir sayfayı yakaladı. Üzerinde yalnızca tek bir cümle yazıyordu. “Gerçek, en çok yeniden yazıldığında kaybolur.” Sayfa, cümleyi okur okumaz küle dönüştü. Bir anda boğazın derinliklerinden ağır adımlar duyuldu. Taş zemine vuran her adım, duvarlarda yankılanıyor, havadaki bütün kâğıtlar aynı anda titreşiyordu. Sislerin arasından uzun siyah bir pelerin belirdi. Ardından el… Sonra omuzlar… En sonunda yüzü gölgelerin arasından seçildi. Karşılarında orta yaşlı bir adam duruyordu. Saçlarının büyük bölümü beyazlamıştı. Yüzünde ne öfke vardı ne de acımasızlık. Yalnızca derin bir yorgunluk… Sağ elinde ise siyah renkli bir tüy kalem tutuyordu. Kalemin ucundan siyah mürekkep yerine ince gölgeler damlıyordu. Adam Lalin’e uzun süre baktı. Sonra sakin bir sesle konuştu. “Sonunda Yazıcı geldi.” Lalin dikkatle onu süzdü. “Sen kimsin?” Adam elindeki kalemi göğsüne yaklaştırdı. “Bir zamanlar benim adım da Hatırayı Koruyanlar arasında anılırdı.” Demir şaşkınlıkla bir adım öne çıktı. “İmkânsız…” Adam acı bir tebessüm etti. “Ben de bir zamanlar insanların hikâyelerini yazıyordum.” “Fakat zaman bana başka bir şey öğretti.” Lalin sessizce dinliyordu. Adam gözlerini gökyüzüne kaldırdı. “İnsanlar yalnızca güzel hikâyeleri hatırlıyor.” “Acıyı…” “Hataları…” “Ve utançlarını ise toprağın altına gömüyor.” “Siz yalnızca umut yazıyorsunuz.” “Ben ise gerçeğin tamamını yazıyorum.” Elindeki siyah kalemi kaldırdı. Gökyüzüne tek bir çizgi çizdi. Bir anda etraflarındaki hava değişti. Patika kayboldu. Dağlar silindi. Yerlerini savaşlar, yangınlar, ihanetler ve gözyaşlarıyla dolu sayısız görüntü aldı. Lalin nefesini tuttu. Bunlar hayal değildi. İnsanlığın unutmaya çalıştığı en karanlık hatıralardı. Adam yavaşça konuştu. “Benim adım…” “…Gölge Yazıcı.” “Ben kötülüğü yaymıyorum.” “İnsanların sakladığı gerçeği gösteriyorum.” Sessizlik çöktü. Tam o anda Lalin’in elindeki Yazıcı Kalemi altın bir ışıkla parladı. Gölge Yazıcı’nın siyah kalemi ise aynı anda karanlık bir ışık yaydı. İki kalem birbirini tanımıştı. Ve Lalin, ilk kez emanetin yalnızca ışığı değil… Gölgesi de olduğunu anladı.