KAN

173. BÖLÜM: ANLATILMAMIŞ OLANLAR

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

173. BÖLÜM: ANLATILMAMIŞ OLANLAR Haritanın üzerinde beliren son cümle uzun süre hiç değişmeden kaldı. “Şimdi sıra… hiç anlatılmamış olanlarda.” Kasabanın meydanında toplanan herkes sessizce bu sözlere bakıyordu. Rüzgâr durmuş, çanlar susmuş, gökyüzünde süzülen beyaz kuşlar bile kanat çırpmayı bırakmıştı. Sanki dünya, yeni başlayacak yolculuğun ilk adımını bekliyordu. Lalin, elindeki Yazıcı Kalemi avuçlarının arasına aldı. Kalem, kalbinin atışlarıyla aynı ritimde ışık saçıyordu. Haritanın üzerindeki yeni yol ise yavaş yavaş hareket etmeye başladı. İnce altın çizgi, dağların ötesine uzanıyor, daha önce hiçbir haritada bulunmayan bir vadinin içinde son buluyordu. Hatırayı Koruyanların en yaşlısı ağır adımlarla yanlarına geldi. “O vadiye ‘Sessiz Vadi’ denir.” “Orada yaşayan insanların adını hiçbir tarih kitabı yazmadı.” “Ne bir kral onları ziyaret etti…” “Ne de bir ozan hikâyelerini söyledi.” Demir merakla sordu. “Neden?” Yaşlı koruyucu gökyüzüne baktı. “Çünkü onlar görünmemeyi seçtiler.” “Yaptıkları iyilik karşılığında hiçbir teşekkür beklemediler.” “Zaman geçti.” “İnsanlar onları değil, yalnızca büyük kahramanları konuştu.” “Ve sonunda Sessiz Vadi unutuldu.” Lalin derin bir nefes aldı. “Biz onları hatırlatacağız.” Koruyucu başını salladı. “Hayır.” “Siz onları dinleyeceksiniz.” “Çünkü anlatılmamış hikâyeler, önce dinlenmek ister.” Bu sözlerden sonra kasabanın meydanındaki taşlar hafifçe titredi. Yerin altından ince bir su yolu yükseldi. Su, haritadaki altın çizgiyle birleşerek kuzeydoğuya doğru akmaya başladı. Akıntının içinde yüzlerce küçük ışık tanesi vardı. Lalin dikkatle baktığında bunların ışık değil, insanların hiç söyleyemediği sözler olduğunu hissetti. Bir özür, bir teşekkür, bir veda, bir sevgi sözü… Yıllarca kalplerde kalan bütün cümleler suyun içinde sessizce akıyordu. Aylin’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Demek insanın söyleyemediği her söz de bir hatıraya dönüşüyor.” Tam o sırada Lalin’in elindeki Yazıcı Kalemi kendi kendine havaya yükseldi. Kalemin ucu boşluğa dokunduğu anda ışıkla örülmüş tek bir cümle yazıldı. “Dinleyen, anlatandan da büyük bir emanet taşır.” Bu cümle tamamlanır tamamlanmaz haritanın sonundaki kırık tüy kalem bir anlığına parladı ve iki parçaya ayrıldı. Parçalardan biri Lalin’in elindeki kalemle birleşirken diğer parça gökyüzüne yükselerek uzak dağların ardında kayboldu. Hatırayı Koruyanların en yaşlısı bunu görünce ilk kez endişeyle konuştu. “Geç kaldık…” Demir hemen ona döndü. “Neye?” Yaşlı koruyucu yavaşça cevap verdi. “Kalemin ikinci parçası tek başına uyanmaz.” “Birisi onu bizden önce buldu.” Meydandaki sessizlik yeniden ağırlaştı. Gökyüzünün doğu ufkunda siyah bir kuş sürüsü belirdi. Kuşlar daireler çizerek uzak dağların üzerinde dönüyor, kanatlarından siyah tüyler savuruyordu. Lalin haritayı sıkıca kavradı. İçinde tarif edemediği bir his vardı. Bu kez karşılarına çıkacak kişi, unutmayı isteyen biri değildi. Hatıraları değiştirmek isteyen biriydi. Ve bu, şimdiye kadar karşılaştıkları en tehlikeli yolculuğun başlangıcı olacaktı.

Bölümün tamamını WritePad'de oku