KAN

172. BÖLÜM: YAZILMAMIŞ HİKÂYELER

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

172. BÖLÜM: YAZILMAMIŞ HİKÂYELER Gökyüzünden ağır ağır inen devasa kitap, kasabanın tam ortasında sessizce durdu. Ne yere çarptığında bir ses çıktı ne de etrafındaki taşlar sarsıldı. Sanki kitap her zaman oradaymış da insanlar onu ilk kez görebiliyormuş gibi eski ve tanıdıktı. Kasabanın üzerinde dolaşan siyah sis tamamen çekilmişti. Yerini sabah güneşini andıran yumuşak bir aydınlık almıştı. Lalin, elindeki fenerle kitaba doğru birkaç adım attı. Kitabın kapağına dokunacağı sırada Hatırayı Koruyanların sesi yeniden duyuldu. “Unutma…” “Bu kitap sana geleceği göstermez.” “Yalnızca olabilecekleri gösterir.” “Çünkü gelecek…” “…her zaman seçimlerle yazılır.” Lalin başını hafifçe salladı. Sonra avuçlarını kitabın kapağına koydu. Kapak yavaşça açıldı. İlk sayfa tamamen boştu. İkinci sayfa da… Üçüncü sayfa da… Demir şaşkınlıkla sordu. “Hiçbir şey yazmıyor.” Tam o anda Lalin’in avucundaki sıcaklık arttı. Birlik Ağacı’nın yaprağı yeniden parlamaya başladı. Yapraktan yükselen ince ışık kitabın sayfalarına dokunduğu anda boş sayfaların üzerinde yazılar belirmeye başladı. Ancak bunlar mürekkeple yazılmıyordu. Işıktan oluşuyorlardı. İlk satır yavaşça ortaya çıktı. “Her insan doğduğunda bir hikâye başlar.” Ardından ikinci satır yazıldı. “Fakat hiçbir hikâyenin sonu önceden yazılmaz.” Lalin sayfaları çevirmeye devam etti. Her sayfada farklı insanlar vardı. Bir çocuk… Bir yaşlı… Bir yolcu… Bir öğretmen… Bir çiftçi… Hiçbirinin adı yazmıyordu. Yalnızca verecekleri kararlar görünüyordu. Bir çocuk yere düşen arkadaşını kaldırmayı seçiyordu. Bir adam öfkesini susturup affetmeyi öğreniyordu. Bir kadın ekmeğini tanımadığı biriyle paylaşıyordu. Her küçük seçim, kitabın sayfalarında altın renkli yeni satırlar oluşturuyordu. Aylin’in gözleri doldu. “Demek gelecek…” “…büyük savaşlarla değil…” “…küçük iyiliklerle değişiyor.” Tam o sırada kitabın son sayfası kendi kendine açıldı. Bu sayfa diğerlerinden farklıydı. Ortasında yalnızca tek bir cümle vardı. “Son satırı hiçbir zaman kitap yazmaz.” Demir sessizce okudu. “Son satırı…” Lalin cümleyi tamamladı. “…insan yazar.” Bir anda kitabın içinden ince bir ışık yükseldi. Işık havada dönerek küçük bir tüy kaleme dönüştü. Kalem yavaşça Lalin’in avucuna indi. Ne altındandı… Ne gümüştendi… Şeffaftı. İçinde akan su gibi ışık dolaşıyordu. Hatırayı Koruyanların en yaşlısı gülümsedi. “Bu…” “…Yazıcı Kalemi.” “Bin yıldır kimse onu taşımaya layık görülmedi.” Lalin şaşkınlıkla kaleme baktı. “Ben bununla ne yapacağım?” Koruyucu derin bir nefes aldı. “Hiçbir kaderi değiştirmeyeceksin.” “Hiçbir insan adına karar vermeyeceksin.” “Yalnızca…” “…unutulmaması gereken hikâyeleri yazacaksın.” Lalin kalemi iki eliyle kavradı. Tam o anda küçük kız yanına geldi. Bu kez gözleri korkuyla değil, umutla parlıyordu. “Ben adımı hatırladım.” Lalin gülümsedi. “Neymiş?” Küçük kız derin bir nefes aldı. “Benim adım…” “…Elif.” O isim söylenir söylenmez kasabanın bütün çanları aynı anda çalmaya başladı. Evlerin pencereleri açıldı. Kapılar ardına kadar aralandı. İnsanlar sokaklara çıkmaya başladı. Yıllardır unutulan kasaba yeniden yaşamaya başlamıştı. Hatıra Ağacı’nın dallarındaki bütün cam damlalar aynı anda parladı. Gökyüzünde beyaz kuşlar yeniden kanat çırptı. Fakat tam o sırada Lalin’in elindeki Yazıcı Kalemi titremeye başladı. Kalemin ucundan tek bir damla ışık yere düştü. Toprağa değer değmez eski bir harita belirdi. Haritanın üzerinde daha önce görünmeyen yeni bir yol vardı. Yolun sonunda tek bir işaret bulunuyordu. Açık bir kitap… Ve kitabın üzerine bırakılmış kırık bir tüy kalem. Haritanın altındaki yazı yavaşça belirginleşti. “Hatırlanan hikâyeler kurtarıldı.” “Şimdi sıra…” ”…hiç anlatılmamış olanlarda.”

Bölümün tamamını WritePad'de oku