KAN

171. BÖLÜM: UNUTUŞUN KİTABI

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

171. BÖLÜM: UNUTUŞUN KİTABI Kasabanın üzerine çöken siyah sis, ağır ağır taş sokakların arasına yayılırken gökyüzündeki bütün yıldızlar birer birer görünmez oldu. Yağmur hâlâ yağıyordu, fakat damlalar artık yere düşmeden sisin içinde kayboluyordu. Elindeki feneri sıkıca tutan küçük kız, korkuyla Lalin’in arkasına saklandı. Demir kılıcının kabzasına uzandıysa da onu yerinden çıkarmadı. Çünkü karşılarında duran gölgeli varlığın taşıdığı güç, ne demirle ne de ateşle durdurulabilecek bir şeye benziyordu. Siyah pelerinli siluet yavaşça yaklaştı. Yüzü hâlâ görünmüyordu. Kollarının arasında taşıdığı eski kitabı iki eliyle açtı. Kitabın sayfaları bembeyazdı. Üzerinde tek bir harf bile yoktu. Ancak sayfalar çevrildikçe kasabanın duvarlarındaki yazılar silinmeye, evlerin kapılarındaki isimler kaybolmaya başladı. Meydandaki taş çeşmenin üzerindeki kabartmalar yok oluyor, insanlar sanki hiç yaşamamış gibi izlerini kaybediyordu. Lalin bunu dehşet içinde izledi. “Bu nasıl mümkün olabilir?” Hatırayı Koruyanların en yaşlısının sesi, sanki çok uzaklardan rüzgârın içinde yankılandı. “Dikkat et, Lalin… Unutuş hiçbir şeyi yok etmez.” “Yalnızca insanların hatırlama isteğini ellerinden alır.” Bu sözler Lalin’in zihninde yankılanırken siyah siluet ilk kez konuştu. Sesi ne sertti ne de yumuşaktı. Eski bir kapının gıcırtısı kadar yorgundu. “Ben düşman değilim.” “İnsanların terk ettiği sessizliğim.” Demir öne çıktı. “Öyleyse neden insanların adlarını siliyorsun?” Siluet elindeki boş kitabı kaldırdı. “Ben silmiyorum.” “Onlar unutuyor.” “Ben yalnızca unutulanları topluyorum.” Lalin’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Bir an önceki yolculuğu düşündü. Hatıra Ağacı… Cam damlalar… İsimsiz iyilikler… Birden her şey anlam kazandı. Unutuş, kötülük değildi. İnsanların ilgisizliğiyle büyüyen bir yalnızlıktı. Lalin yavaşça küçük kızın elini tuttu. “Adın ne olursa olsun…” “Bugünden sonra yalnız olmayacaksın.” Küçük kızın gözlerinde yeniden ışık belirdi. Elindeki fener biraz daha güçlendi. Siyah siluet bunu görünce kitabını yavaşça kapattı. İlk kez yüzü sislerin arasından seçilmeye başladı. Yorgun… Üzgün… Ve binlerce yıl boyunca yalnız kalmış bir insan yüzü… Ne yaşlıydı ne genç. Yalnızca derin bir hüzün taşıyordu. “Her hatırlanan isim…” “dünyamdan bir parça eksiltir.” “Ve buna rağmen…” “…buna sevinirim.” Lalin şaşkınlıkla ona baktı. “Çünkü benim görevim kaybolmak.” Siluet gökyüzüne baktı. “Eğer insanlar birbirlerini gerçekten hatırlamayı başarırsa…” “…bir gün bana ihtiyaç kalmayacak.” Bu sözlerle birlikte kasabanın üzerinde dolaşan siyah sis yavaş yavaş incelmeye başladı. Evlerin kapılarındaki silinen isimler yeniden belirdi. Çeşmenin üzerindeki yazılar geri döndü. Meydandaki yaşlı çınarın gövdesine kazınmış çocuk isimleri yeniden okunur hâle geldi. Küçük kız gülümsedi. “Hatırlıyorum…” “Benim adım…” Tam söyleyeceği anda yer aniden şiddetle sarsıldı. Gökyüzünde derin bir çatlak oluştu. Çatlaktan ne ışık ne de karanlık sızıyordu. Yalnızca sayısız fısıltı… Binlerce insanın aynı anda konuştuğu, ama hiçbir kelimenin seçilemediği tuhaf bir uğultu… Hatırayı Koruyanların sesi yeniden duyuldu. “Lalin!” “Dikkat et!” “Bu ses…” “…Unutuş’un değil.” Gökyüzündeki çatlak büyüdü. İçinden sayfaları rüzgârda savrulan devasa bir kitap yavaşça aşağı inmeye başladı. Kitabın kapağı kapalıydı. Üzerinde ne mühür vardı ne de isim. Sadece tek bir cümle parlıyordu: “Henüz yazılmamış bütün hikâyeler burada bekler.” Lalin nefesini tuttu. Çünkü içinden güçlü bir his yükseliyordu. Bu kitap… Geçmişi anlatmıyordu. Henüz yaşanmamış geleceği taşıyordu.

Bölümün tamamını WritePad'de oku