KAN

168. BÖLÜM: HATIRALAR YOLU

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

168. BÖLÜM: HATIRALAR YOLU Lalin, avuçlarının arasında taşıdığı küçük filize zarar vermemek için adımlarını yavaşlatıyordu. Filizin yapraklarından yayılan yumuşak ışık yalnızca önlerindeki patikayı aydınlatmıyor, yol kenarındaki kurumuş otlara değdiği her yerde yeniden yeşil filizlerin doğmasına da neden oluyordu. Demir, Aylin ve Aras sessizce onun arkasından ilerlerken hiçbiri bu sessizliği bozmak istemiyordu; çünkü her adımda çevrelerindeki dünyanın biraz daha değiştiğini hissediyorlardı. Dağların arasından esen serin rüzgâr artık yalnızca taş ve toprak kokusu taşımıyor, çocuk kahkahalarını, eski şarkıları ve yıllar önce unutulmuş duaları da beraberinde getiriyordu. Sanki görünmeyen bütün hatıralar, uzun uykularından uyanarak yeniden yeryüzüne dönüyordu. Gün batımına doğru dar patika geniş bir ovaya açıldı. Ovanın tam ortasında, çatısı çökmüş, duvarları sarmaşıklarla kaplanmış eski bir kervansaray yükseliyordu. Kapısının üzerinde silinmeye yüz tutmuş taş yazılar vardı. Lalin elindeki filizle kapıya yaklaştığı anda taşların üzerindeki harfler yavaş yavaş belirginleşmeye başladı ve eski dilde yazılmış cümle herkesin gözleri önünde yeniden okunur hâle geldi: “Buraya gelen, yalnızca kendi hikâyesini değil, başkalarının sessizliğini de taşımaya razıdır.” Kapı, kimse dokunmadan ağır ağır açıldı. İçeri girdiklerinde büyük salonun boş olduğunu sandılar. Ancak birkaç adım sonra salonun dört bir yanındaki duvarlar ışıkla kaplandı. Taşların üzerine yüzlerce insan silueti yansımaya başladı. Kimisi bir çocuğu kucağına alıyor, kimisi aç bir yabancıya ekmeğini bölüyor, kimisi savaşın ortasında yaralı birini sırtında taşıyordu. Bu insanların hiçbirinin adı bilinmiyordu; onlar ne kraldı ne kahraman ne de tarihe geçen büyük kişilerdi. Ama yaptıkları küçücük iyilikler, yüzyıllar boyunca insanların birbirine güvenmesini sağlayan görünmez bağları oluşturmuştu. Lalin bu görüntüleri izlerken gözleri doldu. O an gerçek emanetin yalnızca büyük fedakârlıklar değil, kimsenin alkışlamadığı küçük iyilikler olduğunu bütün kalbiyle anladı. Tam o sırada avucundaki filiz hızla büyümeye başladı. İnce dalları havaya doğru uzandı ve yapraklarından biri koparak salonun tam ortasına düştü. Yaprağın yere değdiği yerde ışıkla örülmüş yuvarlak bir masa belirdi. Masanın çevresinde sekiz boş sandalye vardı. Sandalyelerin sırtlıklarında eski ocakların mühürleri işlenmişti; ancak sekizinci sandalyede hiçbir mühür bulunmuyordu. Onun yerine yalnızca tek bir kelime yazıyordu: “Hatırlayan.” Demir şaşkınlıkla sandalyelere baktı. “Bunlar kimin için hazırlanmış?” diye fısıldadı. O anda salonun derinliklerinden tanıdık ama çok eski bir ses yükseldi. “Geçmişin muhafızları için değil…” dedi ses. “Geleceğin hatırlayanları için.” Ses kesildiği anda salonun en uzak duvarı büyük bir gürültüyle iki yana ayrıldı. Arkasında yukarı doğru uzanan, duvarlarında binlerce kandil yanan taş bir merdiven görünüyordu. Kandillerin alevleri sarı değil, mavi renkteydi ve hiç duman çıkarmadan yanıyorlardı. Merdivenin en üstünde ise yalnızca tek bir kapı seçiliyordu. Kapının üzerinde ne kilit vardı ne de mühür. Sadece yıllara meydan okuyan tek bir cümle parlıyordu: “İnsan hatırladığı sürece hiçbir hikâye gerçekten sona ermez.” Lalin derin bir nefes aldı, avucundaki filizi kalbinin üzerine bastırdı ve arkadaşlarına dönerek gülümsedi. “Sanırım…” dedi sakin ama kararlı bir sesle, “asıl yolculuğumuz şimdi başlıyor.”

Bölümün tamamını WritePad'de oku