165. BÖLÜM: UMUDUN YOLU
Yazar: Bircan Mazhar

165. BÖLÜM: UMUDUN YOLU Sabahın ilk ışıkları dağların doruklarını altın rengine boyarken Birlik Ağacı’nın gölgesi yavaş yavaş toprağın üzerine uzandı. Dallarında öten kuşlar yeni günü selamlıyor, gece boyunca açan beyaz çiçeklerin üzerindeki çiy damlaları güneşin altında küçük yıldızlar gibi parlıyordu. Lalin, ağacın gövdesine yaslanmış hâlde uzun süre gözlerini kapalı tuttu. Avuçlarının arasında hâlâ düşünde gördüğü yaprak duruyordu. Yaprak artık ışık saçmıyordu. Sıradan bir yaprak gibi görünüyordu. Ama Lalin biliyordu. Gerçek mucizeler, en çok sıradan göründüklerinde hayatın içine karışırlardı. Demir sessizce yanına geldi. “Ne hissediyorsun?” Lalin derin bir nefes aldı. “Kalbim…” “…sanki beni bir yere çağırıyor.” Demir gülümsedi. “Belki de artık yolu sen seçmiyorsundur.” “Yol seni seçiyordur.” Bu söz üzerine Lalin başını kaldırdı. Birlik Ağacı’nın en yüksek dalında duran beyaz kuş yeniden göründü. Kuş birkaç kez kanat çırptı. Sonra doğuya doğru uçmaya başladı. Ancak bu kez yalnız değildi. Onun peşinden yüzlerce farklı renkte kuş havalandı. Gökyüzü bir anda kanat sesleriyle doldu. Aylin onları izlerken usulca konuştu. “Eskiler derdi ki…” “Birlik Kuşları yalnızca yeni bir emanet doğduğunda gökyüzüne çıkar.” Aras hafifçe gülümsedi. “Demek dünya yeniden nefes almaya başladı.” Tam o sırada Birlik Ağacı’nın köklerinin arasındaki berrak su kaynağı dalgalandı. Suyun yüzeyinde bu kez tek bir görüntü belirdi. Uzaklarda, yüksek dağların arasında kurulmuş küçük bir köy… Köyün ortasında yaşlı bir kadın… Kadın elleriyle toprağı kazıyor… Sonra başını kaldırıp doğrudan Lalin’e bakıyordu. Sanki onu gerçekten görüyordu. Kadının dudakları kıpırdadı. “Geç kaldın.” Görüntü bir anda kayboldu. Herkes şaşkınlık içinde birbirine baktı. Ocak Ana’nın eski bastonu, yıllardır ilk kez kendi kendine yere vurdu. Tok… Tok… Tok… Kurucu’nun sesi rüzgârın arasından yeniden duyuldu. “İlk emanet hatırlandı.” “Şimdi ikinci emanet seni bekliyor.” Lalin şaşkınlıkla etrafına baktı. “Ama üç emaneti bulmuştuk.” Sessizlik oldu. Sonra Kurucu’nun sesi daha yumuşak bir tonda cevap verdi. “Bulduğunuz emanetler nesnelerdi.” “Asıl emanetler ise…” “…insanlardır.” Bu söz, herkesi derin bir düşünceye sürükledi. Demir usulca başını eğdi. “Demek yolculuk hiçbir zaman sandıkları bulmak için değildi.” Aylin gülümsedi. “Hayır.” “Kalpleri bulmak içindi.” Birlik Ağacı’nın dalları yeniden sallandı. Bu kez gövdesinden ince bir kabuk parçası ayrıldı. Kabuk yere düştüğünde küçük bir haritaya dönüştü. Harita kendi kendine açıldı. Üzerinde ne ülkeler vardı ne de şehirler. Yalnızca üç ışık noktası… İlk nokta yavaşça söndü. Altına tek bir kelime yazıldı. Hatırlandı. İkinci nokta parlak bir şekilde yanmaya başladı. Altında şu kelimeler belirdi. Bekliyor. Üçüncü nokta ise tamamen karanlıktı. Hiçbir yazı görünmüyordu. Aras dikkatle baktı. “Neden üçüncüsü görünmüyor?” Kurucu’nun sesi bu kez çok uzaktan geldi. “Çünkü üçüncü emanet…” “…henüz doğmadı.” Lalin haritayı avuçlarının arasına aldı. Haritanın kâğıdı sıcak değildi. Fakat kalbiyle aynı ritimde titreşiyordu. Bir anda düşünde gördüğü yaşlı kadının sesi yeniden kulağında yankılandı. “Geç kaldın.” Çocuk gözlerini kapattı. O sesi takip etmeye çalıştı. Uzaklardan gelen su sesi… Çan sesleri… Rüzgârın taşıdığı yabancı çiçek kokuları… Ve dağların arasında yükselen ince bir duman… Gözlerini açtığında yönünü biliyordu. Doğuyu işaret etti. “Oraya gitmeliyiz.” Demir hiç tereddüt etmedi. “Kalkıyoruz.” Aylin ve Aras birbirlerine baktılar. Yıllar önce başladıkları yolculuk, şimdi yeni bir anlam kazanıyordu. Fakat bu kez amaç bir kötülüğü durdurmak değildi. Bir emaneti zamanında bulabilmekti. Lalin son kez Birlik Ağacı’na döndü. Elini gövdesine koydu. Ağaç hafifçe titreşti. Dallarından tek bir yaprak daha düştü. Yaprak yere değdiği anda küçük bir fidana dönüştü. Lalin gülümsedi. “Emanet…” “…geride de büyümeye devam edecek.” Ardından sırt çantasını omzuna aldı. Demir yanında yürüdü. Aylin ve Aras arkalarından sessizce ilerledi. Dört yolcu, sabah güneşinin ay…