159. BÖLÜM: BOŞLUĞUN GÖZÜ
Yazar: Bircan Mazhar

159. BÖLÜM: BOŞLUĞUN GÖZÜ Mağaranın derinliklerinde açılan o devasa göz, tek bir kez kırptı. Ne bir rüzgâr esti… Ne taşlar yerinden oynadı… Fakat o tek bakış, bütün köklerin aynı anda titremesine yetti. Hayat Ağacı’nın altın damarları bir anlığına ışığını kaybetti. Gölge Ağacı’nın yeşermeye başlayan dalları yeniden kararmaya yüz tuttu. Yıldızlarla dolu gökyüzü ise sessizce dalgalandı; sanki göğün kendisi derin bir nefes almıştı. Lalin gözlerini ayırmadan o göze baktı. Korkuyordu. Ama bu kez korkusundan kaçmıyordu. Kurucu yavaşça bastonunu yere bıraktı. “Binlerce yıl önce…” “…onu yenmeye çalışmadık.” “Çünkü yenilemeyeceğimizi biliyorduk.” Demir kaşlarını çattı. “O hâlde nasıl durdurdunuz?” Kurucu cevap vermeden önce gözlerini kapattı. Sanki o günü yeniden yaşıyordu. “Biz onu uyuttuk.” Ocak Ana sessizce ekledi. “İlk Yemin bunun içindi.” Aylin ağır adımlarla boşluğa doğru yürüdü. “Işık tek başına yetmedi.” Aras da onun yanında durdu. “Karanlık da…” Kurucu ikisinin arasına geçti. “Üçümüz birlikte…” “…kendi yaşamlarımızı mühür yaptık.” Mağaranın duvarlarında yeni görüntüler belirmeye başladı. İlk Ocağın kurulduğu gün… Kurucu, Aylin ve Aras el ele durmuştu. Ortalarında küçücük bir çocuk vardı. Çocuğun yüzü görünmüyordu. Sadece kalbinin olduğu yerden yayılan ışık seçiliyordu. Lalin fısıldadı. “O çocuk kim?” Kurucu derin bir nefes aldı. “O…” “…İlk Varis’ti.” Mağarada sessizlik oluştu. Demir şaşkınlıkla sordu. “Bizden önce de bir Varis vardı?” Kurucu başını salladı. “Evet.” “Ve Son Emanet ilk kez ona teslim edildi.” Eski deri defter aniden açıldı. Sayfalar rüzgâr olmadan çevrilmeye başladı. Sonunda ortasında tek bir mühür bulunan bir sayfada durdu. Mührün altında şu sözler yazılıydı: “Her çağın bir varisi olur.” “Fakat yalnızca sonuncusu seçimi tamamlar.” Lalin bu cümleyi sessizce tekrar etti. “Seçimi tamamlar…” Tam o anda avucundaki umut fidanı yeniden büyüdü. Küçük filiz artık ince bir dala dönüşmüştü. Üzerinde ilk meyve oluşuyordu. Ne altındı… Ne kristaldi… Sıradan bir meyveye benziyordu. Aras gülümsedi. “İşte bu yüzden umut güçlüdür.” “En büyük mucizeler…” “…en sıradan görünen şeylerin içinde saklanır.” Boşluğun gözü ikinci kez kırptı. Bu kez mağaranın tamamı kararmaya başladı. Yıldızlar birer birer sönüyordu. Ocak Ana dizlerinin üzerine çöktü. “Ocaklar…” “…tek tek sönüyor.” Kurucu gökyüzüne baktı. “Artık mühür dayanmıyor.” Lalin sessizce sordu. “O bizi neden yok etmek istiyor?” Bu kez cevap beklenmedik yerden geldi. Boşluğun içinden. İlk kez sesi duyuldu. Ne erkekti… Ne kadın… Ne sertti… Ne yumuşaktı… Sanki bütün seslerin öncesindeki ilk sesti. “Yok etmek…” “…istemiyorum.” Herkes donup kaldı. Boşluk yeniden konuştu. “Ben yalnızca…” “…başlangıçtaki sessizliğim.” “İnsanlar beni unutunca…” “…benden korkmaya başladılar.” Aylin’in gözlerinden yaşlar aktı. Kurucu gözlerini kapattı. Aras başını eğdi. Demir ise hiçbir şey anlayamıyordu. Lalin bir adım öne çıktı. “O zaman neden her şeyi içine çekiyorsun?” Uzun bir sessizlik oldu. Sonra cevap geldi. “Çünkü…” “…beni dinleyen kalmadı.” Bu söz mağaranın içinde yankılandı. Lalin’in kalbine dokundu. Bir anda çocukluğundan beri gördüğü bütün rüyalar gözlerinin önünden geçti. Eski konak… Gümüş anahtar… Siyah sandık… Hatıralar Salonu… Üç emanet… İlk Yemin… Hepsi tek bir noktada birleşiyordu. Son Emanet. Lalin umut fidanını iki eliyle kaldırdı. Kurucu onu durdurmadı. Aylin gülümsedi. Aras sessizce başını eğdi. Lalin, boşluğun sonsuz gözlerine bakarak yavaşça konuştu. “Ben seni yenmeye gelmedim.” “Ben seni dinlemeye geldim.” Bu söz söylenir söylenmez umut fidanının ilk meyvesi olgunlaştı. Meyve dalından koparak boşluğa doğru süzüldü. Hiç kimse nefes almıyordu. Meyve, devasa gözün tam önünde durdu. Göz ilk kez kapandı. Ve o kapanışla birlikte mağarayı dolduran uğultu tamamen kesildi. Yerine derin, huzurlu bir sessizlik yayıldı. Hayat Ağacı’nın kökleri yeniden altın ışıkla parladı. Gölge Ağacı’nın siyah gövdesinden yüzlerce yeşil yaprak açtı. Gökyüzünde sönen yıldızlardan biri yeniden yanmaya başladı.…