154. BÖLÜM: KARANLIĞIN İLK EFENDİSİ
Yazar: Bircan Mazhar

154. BÖLÜM: KARANLIĞIN İLK EFENDİSİ Siyah fenerin çatlayan camından yükselen kahkaha, Hatıralar Salonu’nun taş kemerlerinde defalarca yankılandı. Ses ne yaşlı bir adama ne de genç bir savaşçıya aitti; sanki yüzyıllardır unutulmuş bütün öfkeler tek bir nefeste dile geliyordu. Kahkaha kesildiğinde salonun içini ağır bir sessizlik kapladı. Fener havada dönmeye başladı. İçindeki mor alev, kendi etrafında yavaşça kıvrılarak ince bir insan silueti oluşturdu. Önce omuzları belirdi. Sonra başı. Ardından uzun, siyah bir pelerin gibi dalgalanan gölgeler taş zemine kadar uzandı. Kimsenin yüzünü seçemediği o varlık konuştu. “Ne kadar uzun sürdü…” “Sizler hâlâ aynı hataları tekrarlıyorsunuz.” Sesi duyulduğu anda Hatıralar Salonu’nun duvarlarına kazınmış bütün mühürler titredi. Hayat Ağacı’nın altın dallarıyla Gölge Ağacı’nın siyah kökleri birbirine dolandı. Sanki salon iki farklı iradenin arasında kalmıştı. Demir kılıcını kaldırdı. “Sen kimsin?” Gölgelerin içindeki varlık yavaşça başını çevirdi. “Benim birçok adım oldu.” “Bazıları bana hain dedi.” “Bazıları lanet.” “Ama ilk adım…” “…Unutuştu.” Ocak Ana’nın yüzü bembeyaz kesildi. “Demek efsaneler doğruymuş.” İlk Muhafız derin bir nefes aldı. “Efsane değildi.” “Biz yalnızca çocuklarımıza gerçeğin tamamını anlatamadık.” Lalin sessizce İlk Muhafız’ın elini tuttu. “Neden korkuyorsun?” İlk Muhafız küçük çocuğa baktı. “Çünkü onu yenmek mümkün değildir.” “Ancak durdurulabilir.” Tam o anda eski deri defterin sayfaları hızla çevrilmeye başladı. Rüzgâr olmadığı hâlde sayfalar kendi kendine ilerliyor, görünmeyen mürekkepler altın ışıkla belirginleşiyordu. Defter son sayfada durdu. Bu kez yazılar yalnızca Lalin’in değil, salondaki herkesin görebileceği şekilde parlıyordu. “Karanlık doğmaz.” “Karanlık, unutulan iyiliğin gölgesidir.” Altındaki satırlar birer birer ortaya çıktı. “İlk Efendi hiçbir zaman insan olmadı.” “O, insanların korkularını birbirine bıraktığı ilk gecede oluştu.” “Her tutulmayan söz onu büyüttü.” “Her ihanet ona yeni bir yüz verdi.” Salondaki herkes birbirine baktı. Demir fısıldadı. “Yani…” “…biz onu kendimiz mi büyüttük?” İlk Muhafız acıyla başını eğdi. “Evet.” “Her nesil biraz daha.” Mor alev bir anda yükseldi. Salonun taş zemini çatladı. Çatlakların arasından siyah dumanlar değil, insanların anıları yükselmeye başladı. Bir baba oğluna verdiği sözü unutuyordu. Bir dost, dostunu yarı yolda bırakıyordu. Bir kral halkını koruyacağına dair ettiği yemini bozuyordu. Bir kardeş, kardeşine sırt çeviriyordu. Her görüntü birkaç nefes sürüyor, sonra Gölge Ağacı’nın köklerine karışıyordu. Lalin’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Bu insanlar kötü değildi.” İlk Muhafız yumuşak bir sesle cevap verdi. “Hayır.” “Çoğu yalnızca korkmuştu.” Ocak Ana, kutsal koru iki eliyle kaldırdı. Korun ışığı iyice zayıflamıştı. “Demek ateşin sönmesinin nedeni de buydu.” Doğu Bekçisi diz çöktü. “Biz ateşi koruduk.” “Ama insanların kalbindeki ateşi koruyamadık.” Bir anda hayat ağacının gövdesinden ince bir ışık yükseldi. Lalin’in avucundaki umut tohumu sıcak bir nabız gibi atmaya başladı. Tohumdan çıkan altın kökler, çocuğun bileğini sararak yere ulaştı ve taşların arasına yayıldı. Hayat Ağacı’nın kuruyan dallarından birinde küçücük bir tomurcuk belirdi. Ardından ikinci… Sonra üçüncü… İlk Muhafız gözlerini kapattı. “Umut…” “Hâlâ yaşıyor.” Tam o sırada mor alevin içindeki varlık ilk kez öfkeyle bağırdı. “Hayır!” Salonun tamamı sarsıldı. Gölge Ağacı’nın siyah dalları hızla uzayarak tavanı deldi. Taş parçaları yağmur gibi yere düşerken Hatıralar Salonu’nun üzerinde bulunan eski tapınağın kubbesi de çatlamaya başladı. Kral Alaric yukarı baktı. “Eğer ağaç daha da büyürse…” Ocak Muhafızı cümleyi tamamladı. “…yalnızca bu salon değil.” “Bütün ocaklar birbirine bağlı olduğu için…” “…dünyadaki bütün kutsal ateşler aynı anda sönecek.” Bu söz üzerine derin bir sessizlik oldu. Lalin, avucundaki tohuma baktı. Sonra yavaşça İlk Muhafız’a döndü. “Onu durdurmanın bir yolu var.” İlk Muhafız’ın gözleri büyüdü. “Defter sana ne gösterdi?” L…