KAN

146. BÖLÜM: KRALIN EMRİ

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

146. BÖLÜM: KRALIN EMRİ Kraliyet Muhafızları’nın komutanının sözleri Kara Köy’ün sessizliğini derin bir yankıyla böldü. Demir maskeli askerler, meşalelerinin solgun ışığında hareketsiz bekliyor, hiçbiri konuşmuyordu. Sanki uzun bir yolculuğun ardından yalnızca tek bir emir için buraya gelmişlerdi. Kral Alaric ağır adımlarla Hakikatin Eşiği’nden dışarı çıktı. Gözleri, askerlerin taşıdığı siyah sancaklara takıldı. Sancakların ortasında, kraliyet armasının çevresini saran eski bir damga vardı. Bu damga, çocukluğunda sarayın en eski mahzenlerinde gördüğü, anlamı kimse tarafından açıklanmayan sembolün aynısıydı. Komutan diz çökerek başını eğdi. “Majesteleri,” dedi sakin ama sert bir sesle. “Saray Konseyi’nin son emrini getirdim.” Alaric kaşlarını çattı. “Ben kralım. Benden habersiz hangi emir verilebilir?” Komutan başını kaldırdı. Gözlerinde saygıyla karışık bir hüzün vardı. “Bu emir size değil, sizden sonraki bütün hükümdarlara bırakıldı. Yalnızca Kara Köy yeniden ortaya çıktığında açılması gereken mühürlü bir buyruğun taşıyıcısıyım.” Bütün bakışlar komutanın elindeki eski deri mahfazaya çevrildi. Mahfazanın üzerindeki balmumu mühür, yüzyılların izini taşımasına rağmen hiç bozulmamıştı. Ortasında kraliyet arması değil, kurt başı ile güneş damgası birlikte işlenmişti. Ocak Muhafızı derin bir nefes aldı. “Demek onu gerçekten saklamışlar…” Komutan mühürü dikkatlice kırdı ve sararmış parşömeni açtı. Yazılar zamanla solmuştu; ancak ilk satır hâlâ okunabiliyordu. “Eğer bu satırlar okunuyorsa, Kara Köy yeniden görünmüştür. O hâlde bilin ki korkumuz bizi gerçeğe değil, yalana yaklaştırdı. Bizden sonra gelen hükümdarlar, bu satırları bir ceza değil, bir özür olarak okusun.” Kral Alaric’in elleri titremeye başladı. Komutan okumaya devam etti. “Biz, Kara Köy’ü yok etmedik. Onu koruyamadık. Korkumuz yüzünden kapıları mühürledik, dostlarımızı yalnız bıraktık ve halkımıza gerçeği anlatmak yerine efsaneler uydurduk. Eğer bir gün Son Varis ortaya çıkarsa, artık kılıçlarla değil, verilen sözü tutarak hareket edin. Çünkü Kara Köy düşman değildir. Düşman, insanın kendi korkusudur.” Parşömenin son satırına gelindiğinde komutan sustu. Meydanda yalnızca rüzgârın uğultusu duyuluyordu. Kral Alaric yavaşça gözlerini kapattı. “Demek atalarım… Sonunda gerçeği kabul etmiş.” Ocak Ana’nın silueti kadim ateşin içinden hafifçe belirerek konuştu. “Gerçeği kabul etmek, onu düzeltmekten daha kolaydır.” Tam o sırada gökyüzü ansızın karardı. Kara bulutların arasından ince kırmızı bir ışık süzüldü ve uzaklardaki yıkık kalenin üzerine düştü. Ardından bütün dağlar derinden gelen bir gürültüyle sarsıldı. Doğu Bekçisi başını hızla çevirdi. “Hayır…” Kuzey Bekçisi de aynı yöne baktı. “Denge Taşı…” Uzakta, yıkık kalenin en yüksek burcundan göğe doğru mavi bir ışık yükseldi. Işık birkaç saniye boyunca gökyüzünü aydınlattı, sonra aniden çatlayarak üç ayrı kola ayrıldı. Her biri farklı bir yöne doğru ilerledi. Ocak Muhafızı’nın sesi ilk kez telaşla yükseldi. “Taş tamamen kırılıyor.” “Parçalar birbirini çağırıyor.” Lalin’in avucundaki güneş damgası da aynı anda parladı. Küçük çocuk huzursuzca etrafına bakmaya başladı. Kurt Mührü kendi kendine dönüyor, sanki görünmeyen bir güce karşı koymaya çalışıyordu. Birden Kara Köy’ün bütün çanları aynı anda çalmaya başladı. Hiç kimse onları çalmıyordu. Sesler dağlardan yankılanarak geri dönüyor, her yankı bir öncekinden daha güçlü duyuluyordu. Sessiz Kafile’nin en yaşlı üyesi bastonuna dayanarak ayağa kalktı. “Bu ses…” “Toplanma çağrısı.” Demir merakla sordu. “Kim için?” Yaşlı adam, sislerin arasındaki dağlara baktı. “Bin yıl önce yemin eden bütün ocakların son temsilcileri için.” Tam o sırada, Kara Köy’ne çıkan eski taş yolların her birinde uzaktan görünen meşaleler belirmeye başladı. Bir yolun başında beyaz giysili yolcular yürüyordu. Başka bir patikada kurt postu omuzlarına almış savaşçılar görünüyordu. Uzak bir dağ geçidinden ise uzun asalar taşıyan yaşlı bilginler ağır ağır ilerliyordu. Hepsi aynı yere, Kara Köy’e geliyordu. Ocak Ana’…

Bölümün tamamını WritePad'de oku