140. BÖLÜM: KARA MUHAFIZIN DÖNÜŞÜ
Yazar: Bircan Mazhar

140. BÖLÜM: KARA MUHAFIZIN DÖNÜŞÜ Kara Muhafız’ın sesi meydanda yankılanırken, rüzgâr yeniden şiddetlendi. Siyah pelerininin etekleri savruluyor, elindeki çatlak mühürle işlenmiş kılıç loş ay ışığında donuk bir parıltı yayıyordu. Ocak Muhafızı ona uzun süre sessizce baktı. “Bin yıl…” dedi yavaşça. “Aradan bin yıl geçti. Hâlâ aynı yükü taşıyorsun.” Kara Muhafız, maskesinin ardından derin bir nefes aldı. “Yükü ben seçmedim.” “Onu bana siz bıraktınız.” Meydandaki sessizlik daha da ağırlaştı. Kral Alaric şaşkınlıkla ikisine baktı. “Birbirinizi tanıyor musunuz?” Ocak Muhafızı başını eğdi. “Bir zamanlar aynı ocağın evlatlarıydık.” “Birlikte yemin ettik.” “Birlikte Kara Köy’ü koruduk.” “Sonra yollarımız ayrıldı.” Kara Muhafız acı bir kahkaha attı. “Hayır…” “Yollarımız ayrılmadı.” “Beni geride bıraktınız.” Bu sözlerle birlikte maskesini yavaşça çıkardı. Yüzünde yılların değil, derin bir lanetin izleri vardı. Sağ yanağından başlayıp boynuna kadar uzanan siyah damarlar, sanki taşın içine işlenmiş çatlaklar gibi görünüyordu. Yaşlı kadın onu görünce gözlerini kapattı. “Demir…” Kara Muhafız başını çevirdi. “Demek hâlâ beni hatırlıyorsun, Ocak Ana’nın son torunu.” Başkahin fısıldadı. “Demir…” “Adı Demir miydi?” Ocak Muhafızı ağır bir sesle konuştu. “Evet.” “Yemin gecesinde en cesur muhafız oydu.” “Lanet kapısı açıldığında hepimizi kurtarmak için tek başına kapının önünde kaldı.” Demir’in gözleri uzaklara daldı. “Kapı kapandı.” “Fakat ben içeride kaldım.” “Orada zaman akmıyordu.” “Ne yaşadım…” “Ne de ölebildim.” Kara meşenin dalları sertçe sallandı. Sanki ağacın kendisi de bu hatırayı anımsıyordu. Tam o sırada Lalin, Demir’e doğru elini uzattı. Herkes nefesini tuttu. Demir birkaç adım geri çekildi. “Hayır…” “Bana yaklaşmasın.” Ocak Muhafızı şaşırdı. “Neden?” Demir’in sesi ilk kez titredi. “Çünkü lanet hâlâ içimde.” “Ona zarar vermekten korkuyorum.” Lalin ise korkmak yerine gülümsedi. Boynundaki muska yeniden parladı. Altın renkli ışık, yavaşça Demir’in üzerine doğru ilerledi. Siyah damarların bulunduğu yerde ışıkla karanlık birbirine karıştı. Demir acıyla dizlerinin üzerine çöktü. Gökyüzünü sarsan bir çığlık attı. Ancak bu çığlık öfkenin değil… Yüzyıllardır taşıdığı acının çığlığıydı. Işık çekildiğinde siyah damarların bir kısmı silinmişti. Yaşlı kadın gözyaşlarını tutamadı. “Demek mümkün…” “Karanlık yok edilmeden de iyileşebiliyor.” Ocak Muhafızı başını salladı. “İşte kehanetin kimsenin bilmediği kısmı buydu.” “Denge…” “Karanlığı yok etmek değil.” “Onu iyileştirebilmektir.” Tam o sırada Kara Köy’ün kuzeyindeki ormandan derin bir uğultu yükseldi. Toprak yeniden sarsıldı. Köyün girişindeki taş kapının üzerinde bulunan eski damgalar birer birer çatlamaya başladı. Sessiz Kafile’nin ihtiyarı asasını havaya kaldırdı. “Geç kaldık.” “Eşiğin ötesindeki güç uyanıyor.” Gökyüzünü siyah bulutlar tamamen kapladı. Yıldızların son ışıkları da kayboldu. Ardından ormanın içinden ağır adımlarla gelen dev bir gölge belirdi. Ne insana benziyordu ne de herhangi bir hayvana. Sis, onun çevresinde dönüyor, ağaçlar geçtiği yerde sessizce eğiliyordu. Ocak Muhafızı’nın yüzü ilk kez korkuyla gölgelendi. “O…” “…adı yeminlerde bile söylenmeyen bekçi.” Demir yeniden ayağa kalktı. Kılıcını iki eliyle kavradı. “Bu kez yalnız savaşmayacağım.” Kral Alaric de kılıcını çekti. Yaşlı kadın duasını fısıldadı. Ve Kara Köy, bin yıl önce yarım kalan son hesaplaşmanın başladığını hissetti.