139. BÖLÜM: OCAK MUHAFIZI
Yazar: Bircan Mazhar

139. BÖLÜM: OCAK MUHAFIZI Ocak Odası’nın derinliklerinden yükselen kehribar renkli gözler, karanlığı iki kor gibi yarıyordu. Meydandaki herkes nefesini tutmuştu. Taş merdivenlerden yukarı doğru ağır adımların yankısı gelmeye başladı. Her adımda kara meşenin dalları hafifçe sallanıyor, köyün dört bir yanındaki eski damgalar loş bir ışıkla parlıyordu. Son basamağa ulaştığında karanlığın içindeki siluet görünür hâle geldi. Uzun boylu, ak sakallı bir ihtiyardı. Omuzlarına kadar uzanan gri saçları, beline kadar inen koyu renkli bir kaftanı ve göğsünde kurt başı ile güneş damgasının birlikte işlendiği eski bir mühür taşıyordu. Elindeki asanın ucunda yanan küçük bir kor parçası vardı. Ancak bu ateş ne duman çıkarıyor ne de çevreyi yakıyordu. Sessiz Kafile’nin bütün üyeleri başlarını daha da eğdi. Eşiğin Bekçisi saygıyla konuştu. “Bin yıldır seni bekliyorduk, Ocak Muhafızı.” İhtiyarın sesi derin ve sakindi. “Ben sizi değil…” “…verilen sözün tutulacağı günü bekliyordum.” Bakışlarını doğruca Lalin’e çevirdi. Küçük çocuk hiç korkmadan ona baktı. Aksine yüzünde huzurlu bir gülümseme vardı. Ocak Muhafızı yavaşça yaklaştı. Elini Lalin’in alnına uzattığında avucundan sıcak, altın renkli bir ışık yayıldı. Aynı anda bebeğin boynundaki muska ve havada duran Kurt Mührü birlikte parlamaya başladı. Bir anda meydanın ortasında ışıklardan oluşan büyük bir daire belirdi. Dairenin içinde geçmişten görüntüler canlandı. Kara Köy… Çocukların neşeyle oynadığı sokaklar… Yanan ocaklar… Bayram hazırlıkları yapan insanlar… Sonra gökyüzünü kaplayan kara bulutlar… Ve köy meydanında toplanan yüzlerce kişi… Ocak Muhafızı’nın genç hâli, elindeki mührü dönemin kralına uzatıyordu. “Bu mühür,” diyordu görüntüdeki genç muhafız, “güç için değil, denge için kullanılacak.” Kral başını eğerek yemini kabul ediyordu. Ancak kalabalığın arasından yüzü örtülü biri öne çıktı. Elinde siyah taştan yapılmış başka bir mühür vardı. Kimse onun yüzünü göremiyordu. Yalnızca sesi duyuluyordu. “İnsan korktuğu şeyi mühürleyemez.” “Bir gün korku yeniden uyanacak.” Görüntü aniden dağıldı. Başkahin ürperdi. “Demek felaketin başlangıcı…” Ocak Muhafızı başını salladı. “Hayır.” “Felaket o gün başlamadı.” “Felaket, insanlar birbirine güvenmeyi bıraktığı gün başladı.” Tam o sırada köyün kuzeyindeki eski çan kulesinden tek bir çan sesi yükseldi. Ardından ikinci… Sonra üçüncü… Yaşlı kadın korkuyla gökyüzüne baktı. “Kuzey Kapısı…” Ocak Muhafızı’nın yüzündeki sakin ifade ilk kez değişti. “Onlar geldi.” Sis, köyün girişinde yeniden dönmeye başladı. Bu kez içinden tek bir gölge değil… Yüzlerce karanlık siluet ağır ağır yürüyerek meydana yaklaşıyordu. Hepsi sessizdi. Hepsi aynı yöne bakıyordu. Ocak Muhafızı asasını yere vurdu. Meydanın etrafında altın renkli bir çember oluştu. “Bu çember uzun süre dayanmaz.” “Kehanetin son kısmı başlamadan önce karar verilmek zorunda.” Kral Alaric kararlı bir sesle sordu. “Neyi seçmemiz gerekiyor?” Ocak Muhafızı, kara meşenin gövdesine baktı. “İki yol var.” “Birincisi…” “Karanlığı sonsuza kadar mühürlemek.” “Fakat bunun bedeli, Kara Köy’ün ve bütün hatıralarının tamamen yok olmasıdır.” Köydeki çocukların siluetleri sessizce birbirlerine baktılar. “İkinci yol…” “Dengeyi yeniden kurmak.” “Fakat bu yol, hem ışığın hem de karanlığın aynı dünyada yaşamayı öğrenmesini gerektirir.” Meydana derin bir sessizlik çöktü. Tam o anda Lalin, hiç kimsenin beklemediği bir şey yaptı. Küçük ellerini birbirine vurdu. Altın ışık bir anda bütün meydana yayıldı. Kara meşenin en yüksek dalına tek bir beyaz kuş kondu. Ocak Muhafızı gülümsedi. “İlk işaret geldi.” Ancak aynı anda köyün girişindeki sis yarıldı. İçinden, baştan ayağa siyah zırhlara bürünmüş, yüzünü demir bir maskeyle gizleyen bir savaşçı çıktı. Belindeki kılıcın kabzasında, çatlamış siyah mühür işlenmişti. Savaşçı kılıcını yavaşça çekti. Metal sesi bütün meydanda yankılanırken yalnızca tek cümle söyledi: “Son muhafız…” “…beni hatırladın mı?” Ocak Muhafızı’nın gözlerinde yıllardır görülmeyen bir hüzün belirdi. “Demek sonunda geri d…