KAN

138. BÖLÜM: SON SEÇİMİN BAŞLANGICI

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

138. BÖLÜM: SON SEÇİMİN BAŞLANGICI Sessiz Kafile’nin önde duran ihtiyarı, elindeki ceviz ağacından yapılmış uzun değneği yavaşça yere vurdu. Taş meydanda tek bir ses yankılandı. Ardından Kara Köy’ün bütün evlerinden aynı anda solgun sarı ışıklar yükseldi. Yüzyıllardır karanlığa gömülü olduğu söylenen evlerin pencerelerinde artık titrek kandiller yanıyordu. Fakat ortalıkta tek bir insan bile görünmüyordu. Yaşlı kadın derin bir nefes aldı. “Onlar uyandı…” Başkahin fısıldadı. “Kim?” “Köyün hatıraları.” “Her ev, burada yaşamış insanların bıraktığı izleri saklar. Bu gece o izler yeniden konuşacak.” Tam o sırada kara meşenin gövdesi derin bir gürültüyle iki yana ayrıldı. Ağacın içinde daha önce görülmeyen taş bir merdiven ortaya çıktı. Merdiven, köklerin altına doğru iniyordu. Aşağıdan yükselen loş ışık, duvarlara eski Türk damgalarını yansıtıyordu. Sessiz Kafile’nin ihtiyarı konuştu. “Son seçim burada yapılmayacak.” “Gerçek cevap, ağacın altındaki Ocak Odası’nda saklı.” Eşiğin Bekçisi başını eğdi. “Bin yıldır kimse oraya inmedi.” “Çünkü aşağıya yalnızca yemin sahipleri girebilir.” Tam o anda Lalin, annesinin kucağından kara meşeye doğru uzandı. Bebeğin boynundaki küçük muska altın renginde parladı. Merdivenin ilk basamağında bulunan damga da aynı ışıkla karşılık verdi. Yaşlı kadın sessizce gülümsedi. “Kapı onu tanıyor.” Kral Alaric derin bir nefes aldı. “Ben de geleceğim.” İhtiyar başını iki yana salladı. “Hayır.” “Ocak Odası herkesin kalbindeki gerçeği gösterir.” “Korkusuyla yüzleşemeyen oradan geri dönemez.” Bu sözler meydandaki sessizliği daha da ağırlaştırdı. Tam o sırada köyün en eski evlerinden birinin kapısı yavaşça açıldı. İçeriden sekiz yaşlarında bir kız çocuğu çıktı. Üzerinde yüzlerce yıl öncesine ait olduğu belli olan işlemeli bir elbise vardı. Elinde küçük bir yağ kandili taşıyordu. Korkmuyor gibiydi. Yavaş adımlarla Lalin’in önüne kadar geldi. Sonra diz çökerek kandili yere bıraktı. “Biz çok bekledik.” Sesi rüzgâr kadar hafifti. “Artık köy yalnız kalmak istemiyor.” Bunu söyler söylemez arkasında başka çocuklar görünmeye başladı. Kimi çeşmenin başında… Kimi yıkılmış evlerin kapısında… Kimi kara meşenin gölgesinde… Hepsi sessizdi. Hepsi aynı hüzünlü bakışlarla Lalin’i izliyordu. Başkâhin şaşkınlık içinde fısıldadı. “Onlar gerçek mi?” Yaşlı kadın cevap verdi. “Onlar bu köyün unutulmayan anıları.” “Ne yaşayanlar ne de ölüler…” “Yalnızca verilen söz tutulana kadar bekleyen hatıralar.” Lalin gülümsedi. Küçük elini havaya kaldırdı. O anda bütün çocukların kandilleri aynı anda alev aldı. Sarı ışık bütün meydana yayıldı. Kara meşenin köklerinden yükselen karanlık birkaç adım geri çekildi. Fakat tam o sırada yer sarsıldı. Ocak Odası’na inen merdivenlerin derinliklerinden tok bir ses yükseldi. “Kim kadim yemini hatırlamaya cesaret etti?” Ses o kadar güçlüydü ki taş duvarlar titredi. Sessiz Kafile’nin bütün üyeleri aynı anda diz çöktü. Eşiğin Bekçisi gözlerini kapattı. Yaşlı kadın ise yüzünde hem korku hem de saygıyla fısıldadı: “Ocak Muhafızı uyandı…” Merdivenlerin en altındaki karanlıkta iki kehribar renkli göz yavaşça açıldı. Ardından taş duvarlara eski damgalar tek tek işlenmeye başladı. Ve derinliklerden gelen son söz, bütün Kara Köy’de yankılandı: “Gerçek, ancak bedelini ödemeye hazır olanlara gösterilir.” Hiç kimse konuşamadı. Çünkü artık geri dönüş yalnızca zor değildi. Belki de hiç mümkün olmayacaktı.

Bölümün tamamını WritePad'de oku