KAN

137. BÖLÜM: KURT MÜHRÜ

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

137. BÖLÜM: KURT MÜHRÜ Lalin’in küçük parmakları eski yüzüğe dokunduğu anda Kara Köy’ün üzerinde dolaşan sis aniden durdu. Rüzgâr sustu. Kara meşenin dalları hareketsiz kaldı. Sanki zaman, yalnızca birkaç nefesliğine akmayı bırakmıştı. Yüzüğün üzerindeki kurt başı motifi solgun bir ışıkla parladı. Ardından yüzük havaya yükseldi. Kimsenin eli değmeden yavaşça dönmeye başladı. Eşiğin Bekçisi derin bir saygıyla başını eğdi. “Son mühür, gerçek varisini tanıdı.” Kral Alaric şaşkınlıkla yüzüğü izliyordu. “Bu yüzük neden bu kadar önemli?” Yaşlı kadın ağır adımlarla kara meşeye yaklaştı. “Bu, Kurt Mührü.” “Rivayetlere göre ilk bekçiler, görünmeyen âlem ile insanların dünyası arasındaki dengeyi korumak için bu mührü emanet etmişti. Gücü, sahibinin niyetine göre şekillenir. Açgözlünün elinde felaket getirir; adalet arayanın elinde ise kapıları mühürler.” Tam o sırada siyah gölge yeniden konuştu. “Onlar sana gerçeğin yalnızca yarısını anlatıyor.” Meydanda yankılanan bu sözlerle birlikte gölgenin çevresindeki sis dağıldı. İlk kez silueti seçilebildi. Üzerinde yıpranmış, eski savaş giysileri vardı. Omzunda kurt başı işlemeli bir pelerin taşıyordu. Yüzü yılların izlerini taşısa da gözlerinde hem öfke hem de derin bir hüzün vardı. Eşiğin Bekçisi onu görünce gözlerini kapattı. “Arkan…” Bu isim duyulur duyulmaz yaşlı kadın irkildi. “Demek gerçekten yaşıyorsun.” Adam acı bir tebessüm etti. “Hayır.” “Ben uzun zaman önce öldüm.” “Burada duran yalnızca yarım kalmış bir yeminin yankısı.” Başka hiç kimse konuşamadı. Arkan, ağır adımlarla kara meşeye yaklaştı. “Bin yıl önce köyü karanlık değil, insanların korkusu yok etti.” “Birbirlerine güvenmeyi bıraktılar.” “Verdikleri sözü unuttular.” Sözleri rüzgârla birlikte bütün meydana yayıldı. Tam o anda kara meşenin gövdesindeki yarık biraz daha genişledi. İçeriden altın renkli bir ışık yükseldi. Fakat ışığın arasına ince siyah çatlaklar karışmaya başladı. Yaşlı kadın endişeyle fısıldadı. “Denge bozuluyor.” Başka bir uğultu duyuldu. Bu kez ses toprağın altından geliyordu. Meydanın taşları birer birer çatlamaya başladı. Çatlakların arasından eski damgalar görünür hâle geldi. Her damga, sanki görünmeyen bir el tarafından yeniden kazınıyordu. Lalin gözlerini çatlaklara çevirdi. Küçük avucunu havaya kaldırdığı anda yüzük onun etrafında bir daire çizdi. Yüzüğün yaydığı ışık, çatlaklara ulaştığında siyah çizgiler geri çekilmeye başladı. Eşiğin Bekçisi ilk kez umutla gülümsedi. “Demek kehanet doğruymuş.” “Varis, ışığı zorla değil; dengeyle uyandıracak.” Fakat tam o sırada köyün girişinden derin bir boru sesi yükseldi. Herkes irkilerek o tarafa döndü. Sislerin arasından uzun bir alay görünmeye başladı. Başlarında siyah sancaklar taşıyan sessiz yolcular vardı. Ne konuşuyorlar ne de etraflarına bakıyorlardı. Yavaş ve aynı ritimle meydana doğru ilerliyorlardı. Yaşlı kadın nefesini tuttu. “Bu mümkün olamaz…” Başkâhin endişeyle sordu: “Onlar kim?” Kadın gözlerini alaydan ayırmadan cevap verdi. “Eski anlatılarda onlardan ‘Sessiz Kafile’ diye söz edilir.” “Derler ki, büyük bir yemin bozulduğunda ya da tamamlanmak üzere olduğunda ortaya çıkarlar.” “Onlar ne dosttur ne düşman.” “Yalnızca verilen sözün yerine getirilip getirilmediğine tanıklık ederler.” Sessiz Kafile meydanın girişinde durdu. En öndeki yaşlı yolcu, yüzü görünmeyen başlığını yavaşça kaldırdı. Alnında, Lalin’in dokunduğu yüzüğün üzerindeki kurt başı damgasının aynısı vardı. Derin ve sakin bir sesle konuştu: “Kadim yemin yeniden hatırlandı.” “Şimdi sıra son seçime geldi.” Meydandaki herkes sessizliğe gömüldü. Çünkü artık anlaşılıyordu ki Kara Köy’ün sırrı yalnızca geçmişte saklı değildi. Asıl karar, henüz verilmemişti.

Bölümün tamamını WritePad'de oku