KAN

135. BÖLÜM: KARA MEŞENİN SIRRI

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

135. BÖLÜM: KARA MEŞENİN SIRRI Köy meydanını kaplayan sessizlik, insanın yüreğine işleyen bir ağırlık taşıyordu. Evlerin kapılarında duran siluetler tek bir hareket bile etmiyor, yalnızca kafileyi izliyordu. Ne yüzleri seçiliyordu ne de gözleri… Sanki sisin kendisi onlara şekil vermişti. Lalin, annesinin kollarında huzursuzlanmaya başladı. Küçük ellerini kara meşe ağacına doğru uzatıyor, kimsenin duymadığı bir çağrıyı işitiyormuş gibi sessizce mırıldanıyordu. Yaşlı kadın bunu görünce derin bir nefes aldı. “Çağrı başladı…” Kral Alaric endişeyle sordu: “Ne çağrısı?” “Kanın hatırladığı çağrı.” Meydandaki kara meşe ağacının gövdesi hafifçe titredi. Ağacın kabukları arasından ince, altın renginde ışık çizgileri belirmeye başladı. Ağacın üzerine kazınmış eski damgalar birer birer parlıyor, sanki uzun bir uykudan uyanıyordu. Tam o sırada, meydanın taş zemini derinden gelen bir uğultuyla sarsıldı. Ağacın köklerinin arasında gizlenmiş eski, yuvarlak bir taş kapak ağır ağır açıldı. Kapaktan yukarıya buz gibi bir hava yükseldi. Başka bir dünyanın nefesi gibi… Muhafızlardan biri istemsizce geri çekildi. “Orada biri var…” Gerçekten de karanlığın içinden yavaşça yaşlı bir adam çıktı. Bembeyaz saçları omuzlarına kadar uzanıyordu. Elinde düğüm düğüm olmuş eski bir asa vardı. Üzerindeki giysi, Ocak Ana’nın taşıdığı motiflerin çok daha eskilerini barındırıyordu. Yaşlı kadın başını eğdi. “Demek hâlâ yaşıyorsun…” Yaşlı adam gülümsedi. “Yaşamak denirse…” Sesi, rüzgârın kayaların arasından geçerken çıkardığı uğultuya benziyordu. “Lalin geldi.” Gözlerini doğrudan bebeğe çevirdi. “Bin yıllık bekleyiş sona erdi.” Başkâhin şaşkınlıkla sordu: “Sen kimsin?” Adam asasını yere vurdu. “Ben isimlerimi çok önce geride bıraktım.” “Burada bana yalnızca Eşiğin Bekçisi derler.” Sözleri biter bitmez köyün çevresindeki sis dönmeye başladı. Gökyüzündeki kara bulutlar ikiye ayrıldı. Ay ışığı yalnızca kara meşe ağacının üzerine düştü. Ağacın gövdesinde, bugüne kadar görünmeyen son damga ortaya çıktı. Damga, diğerlerinden farklıydı. İki kurt başının arasında yükselen bir güneşi andırıyordu. Yaşlı kadın fısıldadı: “Demek kehanetin son mührü de açıldı…” Eşiğin Bekçisi ağır adımlarla Lalin’e yaklaştı. Hiç kimse onu durduramadı. Sanki görünmeyen bir güç herkesi olduğu yere sabitlemişti. Bekçi, bebeğin alnına dokunmadan elini birkaç santim üzerinde tuttu. O anda Lalin’in çevresini yumuşak, altın renkli bir ışık sardı. Fakat aynı anda meydanın öbür ucunda koyu siyah bir gölge belirdi. Gölge, insan biçimindeydi. Ne yürüyordu ne de koşuyordu. Toprağın üzerinde sessizce süzülüyordu. Hava aniden buz gibi oldu. Köyün bütün kapıları aynı anda çarparak kapandı. Eşiğin Bekçisi ilk kez yüzündeki sakin ifadeyi kaybetti. “Karanlık da geldi…” Yaşlı kadın asasını sıkıca kavradı. “Geç kaldık.” Siyah gölge meydanın tam ortasında durdu. Sis yavaşça çekilirken gölgenin içinden derin bir ses yükseldi: “Bin yıl önce yarım kalan hesap…” “…bu gece tamamlanacak.” Rüzgâr yeniden şiddetlendi. Kara meşenin dalları gökyüzüne doğru savrulurken, ağacın köklerinin altından ikinci bir taş kapı daha açılmaya başladı. Ve kapının derinliklerinden gelen eski bir ezgi, bütün Kara Köy’de yankılanarak gecenin sessizliğini bozdu.

Bölümün tamamını WritePad'de oku