13. Bölüm: Karanlığın Eşiği
Yazar: Bircan Mazhar

13. Bölüm: Karanlığın Eşiği Banyo kapısına inen son darbeyle birlikte ahşap derin bir inilti çıkardı. Çatlaklar kapının tam ortasından başlayarak yavaş yavaş kenarlara doğru ilerliyor, her yeni çatlakta evin duvarları da sarsılıyordu. Tavandaki ampul bir yanıyor bir sönüyor, titrek ışığı banyonun içinde dans eden gölgeleri daha da ürkütücü hâle getiriyordu. Dışarıdan gelen fısıltılar artık tek bir sese ait değildi. Yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk… Sayısını kestiremediğim yüzlerce farklı ses aynı anda adımı söylüyor, kulağıma değil doğrudan zihnimin en karanlık köşesine fısıldıyordu. “Defne…” diyorlardı. “Kapıyı aç… Direnme… Kaderinden kaçamazsın…” Kulaklarımı iki elimle kapattım ama sesler susmadı. Aksine her geçen saniye daha da güçlenerek içimde yankılanmaya devam etti. Dizlerimin bağı çözülmek üzereydi. Karnımdaki bebeği korumak istercesine iki kolumla sardım. O anda içerden güçlü bir tekme hissettim. Gözlerim doldu. “Korkma,” diye fısıldadım titreyen dudaklarımla. “Seni kimseye vermeyeceğim.” Sözlerim biter bitmez göğsümde taşıdığım mühür yeniden alev gibi yanmaya başladı. Sıcaklık bu kez yalnızca tenime değil, kemiklerimin içine kadar işliyordu. Boynumdaki zincir gerildi, sanki görünmeyen bir el mührü benden koparmaya çalışıyordu. Karşımda duran genç adam gözlerini kapattı. Dudakları sessizce hareket ediyor, anlamını bilmediğim eski kelimeler mırıldanıyordu. Söylediği her sözle birlikte boynundaki gümüş mühür biraz daha parlak bir ışık yayıyor, o ışık göğsümdeki mühürle birleşerek banyonun zemininde eski Türk tamgalarını andıran işaretler oluşturuyordu. Kurt başı, hayat ağacı, güneş çarkı ve birbirine dolanmış sonsuzluk çizgileri altın renkli bir çember hâlinde ayaklarımızın etrafını sardı. Çember tamamlandığı anda dışarıdan gelen fısıltılar bir anlığına kesildi. Yerini öfke dolu çığlıklara bıraktı. Kapıya aynı anda onlarca darbe indi. Ahşap parçalanacakmış gibi sallanıyordu. “Onlar içeri giremiyor,” dedi genç adam gözlerini açmadan. “Neden?” diye fısıldadım. “Çünkü mühür seni seçti.” “Ben hiçbir şey seçmedim.” “Bazen kader insanın yerine seçim yapar.” Bu sözleri söylerken sesi ilk kez bu kadar hüzünlü gelmişti. Ona baktığımda yüzündeki yorgunluğu fark ettim. Sanki çok uzun zamandır uyumamıştı. Gözlerinin altında derin gölgeler vardı. Ama bana baktığında bütün yorgunluğu kayboluyor, yerini tarifsiz bir sıcaklık alıyordu. Onu tanımıyordum. Buna rağmen yanında kendimi güvende hissediyordum. Bu his aklımla açıklanabilecek bir şey değildi. “Neden bana yardım ediyorsun?” diye sordum. Birkaç saniye sustu. Bakışlarını göğsümdeki mühre çevirdi. “Çünkü seni koruyacağıma söz verdim.” “Ne zaman?” Genç adam acı bir gülümsemeyle başını eğdi. “Senin hatırlamadığın kadar uzun zaman önce.” Tam o sırada banyodaki ayna büyük bir gürültüyle çatladı. İnce çizgiler saniyeler içinde bütün camı sardı. Fakat tek bir cam parçası bile yere düşmedi. Çatlakların arasından siyah bir sis yükselmeye başladı. Sis ağır ağır hareket ediyor, canlıymış gibi kıvrılarak tavana ulaşıyordu. Ardından sisin içinden önce iki mor göz açıldı. Sonra dört… Sonra onlarca… Gözler çoğaldıkça banyonun içindeki hava ağırlaştı. Nefes almak zorlaşıyordu. Bir anda aynanın içinden boğuk bir kahkaha yükseldi. Ardından karanlığın tam ortasında uzun boylu bir siluet belirdi. Diğerlerinden çok daha büyüktü. Mor gözleri kor gibi yanıyor, yüzü ise karanlığın içinde tamamen kayboluyordu. Bana doğru bakarak konuştu. “Üç gece…” dedi. Sesi bütün evde yankılandı. “İlk gece korkuyla geçti.” Bir adım daha yaklaştı. “İkinci gece gerçeği göreceksin.” Bir adım daha… “Üçüncü gece ise seçim yapacaksın.” Göğsümdeki mühür öylesine güçlü parladı ki gözlerimi kapatmak zorunda kaldım. Karnımdaki bebeğin art arda hareket ettiğini hissediyordum. Kalbi benimkine karışmış gibiydi. Genç adam hızla önümde durdu. Kollarını iki yana açarak beni ve bebeğimi korumaya çalışıyordu. “Adını söyle…” dedi karanlıktaki varlığa. Mor gözler daha da parladı. “Adımı insanlar unuttu.” “Ben unutmadım.” Siluet birkaç san…