KAN

128. BÖLÜM: LALİN’İN DOĞUMU

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

128. BÖLÜM: LALİN’İN DOĞUMU Gece, Kadim Krallık’ın üzerine alışılmadık bir sessizlikle çökmüştü. Gökyüzünü kaplayan koyu bulutların arasından ne ay görünüyordu ne de tek bir yıldız. Sarayın en yüksek kulelerinde nöbet tutan muhafızlar, havadaki garip değişimi hissediyor, sebebini anlayamadıkları bir huzursuzlukla ufku izliyordu. O gece yalnızca bir çocuk dünyaya gelmeyecekti. Bin yıllık bir kehanet yeniden nefes alacaktı. Sarayın doğu kanadındaki doğum odasında bütün şifacılar seferber olmuştu. Kapının dışında Kral Alaric, ellerini arkasında kenetlemiş, endişeyle bir o yana bir bu yana yürüyordu. Her çığlıkta duruyor, nefesini tutuyor, sonra yeniden yürümeye başlıyordu. Yanında bulunan Baş Muhafız Eldar ise sessizliğini koruyor, ancak yıllardır ilk kez yüzündeki kararlılığın yerini belirsiz bir korku alıyordu. Tam o sırada Kadim Tapınak’ın en yaşlı kâhini gökyüzüne baktı. Kara bulutların arasından tek bir altın ışık huzmesi süzüldü. Aynı anda tapınağın bütün çanları, hiçbir insan eli değmeden çalmaya başladı. Ormanlarda yaşayan kuşlar gece olmasına rağmen gökyüzüne yükseldi. Nehirlerin suları birkaç saniyeliğine ters yönde aktı. Kadim Taht’ın altında bin yıldır sessiz duran Mühür Taşı ise ilk kez altın bir parıltıyla ışıldadı. Yaşlı kâhin dizlerinin üzerine çöktü. “Başlıyor…” “Son Varis geliyor.” O anda doğum odasını göz kamaştırıcı bir ışık doldurdu. Şifacılar gözlerini kapatmak zorunda kaldılar. Hiçbir kandil yanmamasına rağmen oda gündüz kadar aydınlıktı. Ardından yeni doğmuş bir bebeğin ilk ağlayışı duyuldu. O ses yalnızca sarayın taş duvarlarında değil, bütün Kadim Krallık’ta yankılandı. Gökyüzündeki kara bulutlar ikiye ayrıldı. Ay yeniden görünür oldu. Binlerce yıldız aynı anda parladı. Şifacıların en yaşlısı bebeği dikkatlice kucağına aldı. Çocuğun kalbinin üzerinde altın renkte bir doğum izi vardı. Güneş ile ayın iç içe geçtiği bu işaret, Kraliyet Mührü’nün kadim sembolüydü. Kadın şaşkınlık içinde fısıldadı. “Bu… Kraliyet Mührü’nün işareti.” “Efsane gerçek oldu.” Kraliçe yorgun ama huzurlu gözlerle kızına baktı. Bebek annesinin parmağını tuttuğu anda odadaki ışık daha da güçlendi. Ağlaması kesildi. Yavaşça gözlerini açtı. Gözlerinde alışılmış bir bebeğin masumiyetinden fazlası vardı. Altın ışık, gözbebeklerinin derinliklerinde usulca parlıyor, sanki doğduğu ilk anda bile etrafındaki herkesi tanıyormuş gibi sessizce bakıyordu. Kapı açıldı. Kral Alaric içeri girdi. Kızını ilk kez kucağına aldığı anda sarayın avlusundaki kuru zambaklar yeniden açtı. Rüzgâr, çiçeklerin kokusunu bütün krallığa taşıdı. Baş Muhafız Eldar saygıyla diz çöktü. Hayatı boyunca sayısız hükümdarın önünde eğilmişti. Ama ilk kez diz çökmesine sebep olan şey bir taç değil, yeni doğmuş küçücük bir çocuktu. Yaşlı kâhin bebeğin alnına elini uzattı. Gözlerini kapattığı anda geleceğe ait görüntüler görmeye başladı. Yıkılan şehirler… Karanlığa gömülen ordular… Kadim Taht… Kayıp Kraliyet Mührü… Ve elinde altın ışık taşıyan genç bir kız… Kâhin irkilerek gözlerini açtı. “Bu çocuk yalnızca son varis değil.” “Kadim Işık’ın seçtiği kişidir.” “Onun doğduğu gece kehanetin ilk satırı yazıldı.” “Ama aynı anda karanlık da uyandı.” Tam o sırada sarayın derinliklerinden uğultulu bir ses yükseldi. Mühür Odası’ndaki siyah mühür taşı ilk kez çatladı. Çatlağın içinden yükselen karanlık sis, görünmez koridorlarda dolaşarak tek bir fısıltıya dönüştü. “Onu bulacağım…” “Ne kadar zaman geçerse geçsin…” “Işık doğduysa…” “Karanlık da peşinden gelecektir.” O gece dünyaya gelen küçük kıza, kadim dilde tek bir isim verildi. Lalin. Çünkü bu isim, eski metinlerde “En karanlık gecede doğan ışık” anlamına geliyordu. Kimse bilmiyordu ki bu doğum, yüzyıllar sonra Defne, Kaan, Eldar ve bütün Kadim Krallık’ın kaderini değiştirecek olayların başlangıcı olacaktı.

Bölümün tamamını WritePad'de oku