. BÖLÜM: KRALİYETİN SON SIRRI
Yazar: Bircan Mazhar

127. BÖLÜM: KRALİYETİN SON SIRRI Gizli geçidin açılmasıyla birlikte Mühür Odası’nı kaplayan uğultu bir anda kesildi. Sanki bütün Kadim Krallık nefesini tutmuştu. Altın ışık, yüzyıllardır hiç açılmamış koridorun derinliklerinden taşarak salona yayılıyor, duvarlardaki kadim işlemeleri yeniden canlandırıyordu. Defne elindeki Kayıp Kraliyet Mührü’ne baktı. Mühür artık durmadan atıyormuş gibi titreşiyordu. Her titreşim, kalbinin ritmiyle aynı anda hissediliyordu. Kraliçe Elara ağır adımlarla geçide doğru ilerledi. “Sonunda…” “Kraliyet Mirası yeniden sahibini çağırıyor.” Kaan çevresini dikkatle süzdü. “Bu geçidin arkasında ne var?” Elara duraksadı. “Kadim Krallar Salonu.” “Krallığın ilk hükümdarlarının yemin ettiği yer.” “Eğer cevaplarınızı arıyorsanız, hepsi orada.” Tam o sırada Azerion’un boğuk kahkahası koridorlarda yankılandı. “Cevaplar mı?” “Orada yalnızca gerçeklerle yüzleşeceksiniz.” “Ve bazı gerçekler, karanlıktan daha acımasızdır.” Aras, Defne ile Kaan’ın yanına geldi. “Onu dinlemeyin.” “Ama dikkatli olun.” “Bu salona giren herkes kendi geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalır.” Defne derin bir nefes aldı. “Ne olursa olsun öğrenmeliyiz.” Üçü birlikte geçide adım attıkları anda arkalarındaki taş kapı büyük bir gürültüyle kapandı. GÜÜÜM! Kaan hızla arkasına döndü. “Çıkış kapandı.” Elara sakinliğini koruyordu. “Buradan geri dönüş yok.” Koridor boyunca ilerledikçe duvarlarda eski kabartmalar belirmeye başladı. İlk kabartmada, güneş şeklindeki bir taç taşıyan genç bir kraliçe vardı. İkinci kabartmada ise onun yanında diz çökmüş genç bir savaşçı… Defne dikkatle baktı. “Bu…” “Eldar.” Elara başını salladı. “Evet.” “Krallığın Baş Muhafızı.” Bir sonraki kabartmada ise dört kişi aynı masanın etrafında duruyordu. Kraliçe Elara. Eldar. Bilge Arkon. Ve yüzü henüz kararmamış, gülümseyen genç bir adam… Azerion. Kaan şaşkınlıkla fısıldadı. “Gerçekten de eskiden birlikteymişsiniz.” Elara’nın sesi hüzün doluydu. “Biz kardeş gibi büyüdük.” “Krallığı birlikte kurduk.” “Birlikte yemin ettik.” Defne merakla sordu. “Peki sonra ne oldu?” Koridorun sonunda devasa bronz bir kapı belirdi. Kapının üzerine tek bir cümle kazınmıştı. “Gerçeği kabul etmeyen, bu kapıdan geçemez.” Kapı, Defne yaklaşır yaklaşmaz kendiliğinden açıldı. İçeride dairesel biçimde dizilmiş on iki taş taht bulunuyordu. Tam ortadaysa siyah ve altın renklerin iç içe geçtiği büyük bir kristal yükseliyordu. Kristalin içinde hareket eden görüntüler vardı. Defne yaklaşınca görüntüler netleşmeye başladı. Bin yıl önce yaşanan son savaş… Kraliçe Elara… Eldar… Azerion… Ve Bilge Arkon… Fakat görüntüler ilerledikçe herkesin yüzündeki ifade değişti. Çünkü savaşın başlamasına neden olan kişi Azerion değildi. Onu karanlığa iten ilk büyüyü yapan kişi… Bilge Arkon’du. “Hayır…” Aras’ın dizlerinin bağı çözüldü. “Bu… olamaz.” Kristal, gerçeği saklamıyordu. Arkon’un, yasak büyüyü kullanarak karanlığı kontrol etmeye çalıştığı açıkça görülüyordu. Azerion ise onu durdurmaya çalışırken karanlığın gücünü kendi üzerine çekmişti. Elara’nın gözlerinden yaşlar süzüldü. “Yüzyıllardır…” “Yanlış kişiyi suçladık.” Tam o anda kristal çatlamaya başladı. İçinden yükselen kadim bir ses bütün salonu doldurdu. “Gerçeği öğrendiniz.” “Fakat kehanetin son satırı hâlâ okunmadı.” Kristalin içinden yavaşça eski bir parşömen yükseldi. Parşömen açılır açılmaz altın harfler kendi kendine belirmeye başladı. Defne yüksek sesle okumaya başladı. “Kraliyet kanı uyandığında…” “Geçmişin günahları affedilmeden…” “Karanlık sonsuza dek mühürlenemez.” Salonu yeniden derin bir sessizlik kapladı. Çünkü artık karşılarında yalnızca bir düşman değil, bin yıl boyunca yanlış anlatılmış bir tarihin ağır yükü duruyordu.