125. BÖLÜM: KEHANETİN GERÇEK YÜZÜ
Yazar: Bircan Mazhar

125. BÖLÜM: KEHANETİN GERÇEK YÜZÜ Mühür Odası her geçen saniye biraz daha parçalanıyordu. Taş sütunlarda derin çatlaklar oluşuyor, tavandan kopan kayalar büyük bir gürültüyle zemine düşüyordu. Altın ve siyah ışık birbirine karışırken, salonun ortasında duran Kayıp Kraliyet Mührü yavaşça dönmeye devam ediyordu. Defne gözlerini mühre dikti. İçinden yükselen sıcaklık, yalnızca avuçlarını değil, kalbini de sarıyordu. Sanki mühür onu çağırıyordu. Aras derin bir nefes aldı. “Vakit kalmadı.” “Kraliyet Mührü yalnızca bir kez kullanılabilir.” Kaan hemen ona döndü. “Bunu Eldar’ı kurtarmak için kullanacağız.” Aras başını yavaşça salladı. “Her şey sandığınız kadar basit değil.” Defne’nin kaşları çatıldı. “Ne demek istiyorsun?” Aras’ın yüzüne yıllardır taşıdığı bir yükün gölgesi çöktü. “Kadim Kehanet eksik okunmuş.” Salondaki herkes sustu. “Kütüphanelerde bulunan parşömenlerin son satırı yüzyıllar önce yok edilmişti.” Defne fısıldadı. “Son satırda ne yazıyordu?” Aras gözlerini kapattı. Sonunda ezbere bildiği cümleyi söyledi. “Tahtı koruyacak olan iki varis değil…” “…üçüncü bir ruhun fedakârlığıdır.” Kaan’ın yüzü gerildi. “Üçüncü ruh…” “Eldar mı?” Aras yavaşça başını salladı. “Evet.” “Bin yıl önce Eldar kendisini karanlığa zincirlemeyi seçti.” “O gün yaptığı seçim olmasaydı Kadim Krallık çoktan yok olmuştu.” Defne şaşkınlık içinde Eldar’a baktı. Eldar güçlükle doğruldu. Yüzü solgundu. Siyah damarlar artık boynuna kadar yayılmıştı. “Kehaneti… biliyordum.” “Sadece… tamamını anlatamadım.” Defne’nin sesi titredi. “Neden?” Eldar acı dolu bir tebessüm etti. “Çünkü gerçeği öğrenseydiniz…” “…beni kurtarmaya çalışmazdınız.” Salon yeniden sarsıldı. Karanlık enerji bu kez tavandan aşağı siyah zincirler gibi inmeye başladı. Her biri Eldar’ın bedenine bağlanıyor, onu yeniden karanlığın içine çekiyordu. Uğultulu ses yeniden duyuldu. “Artık çok geç.” “Bu beden bana ait.” Kaan öfkeyle ileri çıktı. “Hayır.” “Bu savaş daha bitmedi.” Elindeki gümüş mühür yeniden ışıldadı. Fakat bu kez ışık eskisinden farklıydı. Gümüş parıltının içine ince altın çizgiler karışmaya başlamıştı. Defne elindeki Kraliyet Mührü’ne baktığında aynı ışığın onda da oluştuğunu gördü. İki mühür birbirine cevap veriyordu. Aras heyecanla bağırdı. “İşte bu!” “Kraliyet Mührü gerçek sahiplerini tanıdı.” Defne şaşkınlıkla sordu. “Gerçek sahipleri mi?” Aras başını salladı. “Evet.” “Kadim Taht’ın gücü hiçbir zaman tek kişiye ait olmadı.” “Kraliçe Elara son nefesinde gücü ikiye ayırdı.” “Biri umudu…” “Diğeri cesareti taşıyacaktı.” “Kehanetin gerçek anlamı buydu.” Defne ile Kaan istemsizce birbirlerine baktılar. O anda iki mührün ışıkları birleşti. Salonun ortasında devasa bir ışık sütunu yükseldi. Işığın içinde yıllardır görülmeyen semboller belirdi. Ardından zarif bir kadın silueti yavaşça şekillenmeye başladı. Başında altın bir taç vardı. Üzerindeki uzun beyaz kaftan yıldızlar gibi parlıyordu. Aras dizlerinin üzerine çöktü. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Majesteleri…” “Kraliçe Elara…” Siluet yavaşça gözlerini açtı. Sesi hem yumuşak hem de bütün salonu dolduracak kadar güçlüydü. “Bin yıl boyunca bekledim.” “Kehanet sonunda tamamlanıyor.” Defne nefesini tuttu. “Eldar’ı kurtarabilir miyiz?” Kraliçe Elara uzun süre Eldar’a baktı. Yüzünde hüzün vardı. “Kurtarabilirsiniz.” “Ama bunun bir bedeli olacak.” Tam o anda Eldar’ın bedenindeki siyah enerji büyük bir çığlık atarak gökyüzüne yükseldi. Mühür Odası’nın duvarları birbiri ardına çökmeye başladı. Kraliçe Elara’nın gözleri karardı. “Karanlığın Efendisi uyandı.” “Ve artık yalnızca Eldar’ın değil…” “…hepinizin peşinde.” Salonun derinliklerinden yankılanan ağır adım sesleri, yaklaşan savaşın başladığını haber veriyordu.