KAN

124. BÖLÜM: KEHANETİN GERÇEK ANLAMI

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

124. BÖLÜM: KEHANETİN GERÇEK ANLAMI Altın ve gümüş ışık Eldar’ın etrafında dönmeye devam ederken, Mühür Odası’nın taş duvarları sanki bu mücadeleye dayanamayacakmış gibi çatırdamaya başladı. Tavandan kopan taş parçaları yere düşüyor, zemindeki eski semboller bir yanıp bir sönüyordu. Eldar acıyla dizlerinin üzerine çöktü. “Defne… Kaan…” “Durun…” “Onu dışarı çıkarmaya çalışırsanız… beni de öldürebilirsiniz.” Defne’nin gözleri doldu. “Seni öldürmeye gelmedik.” “Seni kurtarmaya geldik.” Eldar başını kaldırdı. Yıllar sonra ilk kez gözlerinde umut belirir gibi oldu. Tam o sırada bedenini saran siyah enerji yeniden hareketlendi. Kalın ve uğultulu bir ses Eldar’ın ağzından konuştu. “Merhamet…” “İnsanların en büyük zayıflığıdır.” Kaan elindeki gümüş mührü daha sıkı kavradı. “Hayır.” “Merhamet bizi zayıf yapmaz.” “Bizi insan yapar.” Bu sözlerle birlikte gümüş mühür daha da parladı. Altın ve gümüş ışık birleşerek Eldar’ın etrafında büyük bir çember oluşturdu. Siyah enerji çemberden çıkmaya çalışıyor, fakat her denemesinde geri savruluyordu. Aras heyecanla bağırdı. “Devam edin!” “Karanlık ilk kez geri çekiliyor!” Defne bütün gücüyle Mühür Anahtarı’nı havaya kaldırdı. “Kadim Taht’ın ışığı adına…” “Karanlığı değil…” “…içindeki iyiliği çağırıyorum.” Bir anlığına her şey durdu. Salonda derin bir sessizlik oluştu. Sonra Eldar’ın göğsünden küçük bir altın ışık yükseldi. Işık yavaş yavaş büyümeye başladı. Siyah enerji ise ilk kez korkmuş gibi geri çekildi. Uğultulu ses öfkeyle haykırdı. “Hayır!” “O umut çoktan yok olmuştu!” Defne kararlı bir sesle cevap verdi. “Yanılıyorsun.” “Onun umudu hiçbir zaman ölmedi.” Kaan da Defne’nin yanına geldi. “Eldar…” “Yüzyıllar boyunca tek başına savaştın.” “Artık yalnız değilsin.” Eldar’ın gözlerinden yaşlar süzüldü. Bin yıl boyunca ilk kez omuzlarındaki yük hafifliyormuş gibi hissediyordu. Ancak tam o sırada Mühür Odası yeniden şiddetle sarsıldı. GÜÜÜM! Odanın ortasındaki siyah mühür taşı tamamen parçalandı. Parçalanan taşlardan yükselen karanlık enerji, salonun tavanına doğru fırladı. Kadim Taht’ın bulunduğu salondan gelen altın ışık da aynı anda aşağıya indi. İki güç havada çarpıştı. Ortaya çıkan enerji dalgası Defne, Kaan, Aras ve Eldar’ı farklı yönlere savurdu. Defne güçlükle ayağa kalktığında Mühür Anahtarı’nın iki parçasının yere düştüğünü gördü. Tam onları almak için eğileceği sırada, parçalar kendiliğinden havalandı. Yavaşça birleşerek bambaşka bir şekle dönüştüler. Artık bu bir anahtar değildi. Avuç içine sığacak büyüklükte, altın ve gümüşten yapılmış eski bir mühürdü. Aras onu görür görmez şaşkınlıkla fısıldadı. “İmkânsız…” “Kayıp Kraliyet Mührü…” Defne merakla ona baktı. “Bu nedir?” Aras’ın sesi titriyordu. “Kraliçe Elara’nın son emaneti.” “Kadim Taht’ın gerçek gücünü uyandırabilecek tek kutsal mühür.” Tam o anda Eldar acıyla bağırdı. Bedenini saran siyah enerji yeniden güçlenmeye başlamıştı. Aras derin bir nefes aldı. “Artık karar anı geldi.” “Ya Kayıp Kraliyet Mührü’nü kullanıp Eldar’ın içindeki karanlığı sonsuza kadar mühürleyeceksiniz…” “…ya da birkaç dakika içinde karanlık onun bedenini tamamen ele geçirecek.” Mühür Odası yeniden sarsılırken Defne ile Kaan birbirlerine baktılar. Artık verecekleri karar yalnızca Eldar’ın değil, bütün Kadim Krallığın kaderini belirleyecekti.

Bölümün tamamını WritePad'de oku