122. BÖLÜM: SON ZİNCİR
Yazar: Bircan Mazhar

122. BÖLÜM: SON ZİNCİR Son zincirde beliren ince çatlak, saniyeler içinde bütün halkalara yayıldı. Altın zincir, dayanabildiği son ana kadar gergin kaldı ve ardından kulakları sağır eden bir sesle koptu. ÇAAANG! Zincirin yere düşmesiyle Mühür Odası’nın zemini ikiye ayrıldı. Siyah mühür taşından yükselen karanlık enerji, gökyüzüne uzanan dev bir sütun gibi tavana doğru yükseldi. Odanın duvarlarına işlenmiş kadim yazılar birer birer sönmeye başladı. Defne ayağa kalkıp bağırdı. “Eldar! Dur bunu!” Eldar olduğu yerde donup kaldı. Elindeki siyah kristal kontrol edemediği bir güçle titriyor, avucunu yakıyordu. “Ben… ben bunu istemedim…” Bir anda karanlık enerji kristalin etrafında dönmeye başladı. Uğultulu ses yeniden duyuldu. “Artık çok geç…” “Kapı açıldı.” Siyah mühür taşı, ortasından derin bir çatlama sesiyle ikiye ayrıldı. İçinden yükselen karanlık duman, insan şekline bürünmeye başladı. Önce başı, sonra omuzları, ardından uzun siyah bir pelerin gibi dalgalanan gövdesi ortaya çıktı. Ancak yüzü hâlâ karanlığın içinde gizliydi. Defne istemsizce geri çekildi. “Bu…” Aras tam o anda Mühür Odası’na ulaşmayı başardı. Nefes nefeseydi, cübbesi yırtılmış, omzundan kan süzülüyordu. Hiç vakit kaybetmeden asasını havaya kaldırdı. Altın bir ışık, karanlık siluetin etrafını sardı. Fakat yalnızca birkaç saniye dayanabildi. Siluet tek bir el hareketiyle ışığı dağıttı. Aras dizlerinin üzerine çöktü. “İmkânsız…” Kaan koşarak Aras’ın yanına geldi. “İyi misiniz?” Aras güçlükle ayağa kalktı. “Beni boş verin.” “Defne…” “Mühür Anahtarı!” Defne elindeki altın anahtarı kaldırdı. Anahtar, karanlık silueti görünce güçlü bir ışık yaymaya başladı. Üzerindeki Kraliyet Pusulası simgesi parlıyor, odanın her köşesine altın ışık saçıyordu. Siluet ilk kez geri çekildi. Derin ve soğuk sesi odada yankılandı. “Demek… Anahtar hâlâ var.” Eldar şaşkınlıkla siluete baktı. “Sen… bana yardım edeceğini söylemiştin.” Karanlık siluet yavaşça yüzünü ona çevirdi. “Ben sana güç verdim.” “Sen ise bana özgürlüğümü verdin.” Eldar’ın gözleri büyüdü. “O zaman… bütün bunlar…” Siluet sözünü tamamladı. “Evet.” “Bin yıl boyunca seni kullandım.” Bu sözler Eldar’ın içine bir hançer gibi saplandı. Dizlerinin üzerine çöktü. Bütün ömrünü, krallığı kurtardığını sanarak geçirmişti. Oysa farkında olmadan, mühürü kıracak kişiye dönüşmüştü. Defne yavaşça ona yaklaştı. “Eldar…” Eldar başını kaldırdı. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Beni affetmeyin…” “Ben hepinizin felaketi oldum.” Tam o anda karanlık siluet yüksek sesle güldü. Odanın duvarları yeniden sarsıldı. “Tartışmayı sonra yaparsınız.” “Çünkü artık…” “…Kadim Krallık yeniden bana ait olacak.” Siluet iki elini havaya kaldırdığı anda Mühür Odası’nın tavanı büyük bir gürültüyle çatladı ve yukarıdaki Kadim Taht Salonu’ndan gelen altın ışık, karanlık enerjiyle çarpışarak gökyüzünü andıran dev bir girdap oluşturdu. Gerçek savaş artık başlamıştı.