117. BÖLÜM: GEÇMİŞİN GÖLGELERİ
Yazar: Bircan Mazhar

117. BÖLÜM: GEÇMİŞİN GÖLGELERİ Defne ile Kaan gözlerini açtıklarında kendilerini görkemli bir sarayın avlusunda buldular. Güneş gökyüzünde parlıyor, bahçelerde çocukların neşeli sesleri yankılanıyordu. Bir anlığına hiçbir şey olmamış gibiydi. Defne etrafına şaşkınlıkla baktı. “Burası…” Genç Eldar yavaşça yanlarına geldi. “Kadim Krallık…” “Bin yıl önce, karanlık her şeyi yok etmeden önce.” Kaan avlunun diğer ucunu işaret etti. Orada, altın işlemeli elbiseler içinde genç bir kadın çocuklarla gülerek konuşuyordu. Defne onu görür görmez tanıdı. “Kraliçe Elara…” Elara’nın yanında iki küçük çocuk koşuşturuyordu. Birinin boynunda altın bir kolye, diğerinin bileğinde gümüş bir bileklik vardı. Genç Eldar gülümsedi. “İşte Defne ile Kaan’ın ataları…” “Henüz hiçbir savaş başlamamıştı.” Tam o sırada küçük çocuklardan biri koşarken düştü. Genç Eldar hemen yanına gidip onu ayağa kaldırdı. Elara gülümseyerek ona baktı. “Her zamanki gibi onları ilk sen korudun.” Defne şaşkınlıkla Eldar’a döndü. “Sen gerçekten onları koruyordun…” Eldar başını eğdi. “Onlar benim ailemdi.” “Ben tahtı hiç istemedim.” “Tek istediğim, bu krallığın sonsuza kadar ayakta kalmasıydı.” O anda gökyüzü aniden kararmaya başladı. Sarayın kulelerinden çan sesleri yükseldi. Askerler avluya koşarak bağırıyordu. “Kuzey surları düştü!” “Karanlık geliyor!” Avludaki neşeli hava bir anda paniğe dönüştü. Elara çocukları korumaların yanına gönderirken Eldar kılıcını çekti. Defne ile Kaan yaşananları yalnızca izleyebiliyor, hiçbir şeye müdahale edemiyorlardı. Bir süre sonra sarayın büyük salonunda Elara, Eldar ve krallığın en güçlü muhafızları toplandı. Masanın üzerinde eski bir harita duruyordu. Elara kararlı bir sesle konuştu. “Karanlık her geçen gün büyüyor.” “Onu durdurmanın tek yolu Kadim Mühür.” Eldar sessizce sordu. “Ya mühür yeterli olmazsa?” Salonda derin bir sessizlik oluştu. Elara gözlerini kapattı. “O zaman büyük bir bedel ödememiz gerekecek.” Eldar’ın yüzündeki endişe giderek arttı. “Nasıl bir bedel?” Elara cevap vermeden önce yaşlı bilge Aras öne çıktı. “Mühür kurulduğunda krallığın büyüsü uykuya yatacak.” “Kraliyet ailesi parçalanacak.” “Ve onları koruyan herkes birbirinden ayrılacak.” Eldar’ın gözleri doldu. “Başka bir yol olmalı.” Aras başını iki yana salladı. “Ne yazık ki yok.” Tam o sırada dışarıdan büyük bir patlama sesi duyuldu. Sarayın pencereleri kırıldı. Gökyüzünü kaplayan siyah bulutların içinden karanlık yaratıklar şehrin üzerine inmeye başladı. Eldar kılıcını sıkarak Elara’ya baktı. “Ben onları durduracağım.” Elara omzuna dokundu. “Hayır, Eldar.” “Unutma…” “Karanlığa karşı savaşırken en büyük tehlike, onun seni kendine benzetmesidir.” Eldar hiçbir cevap vermedi. Yavaşça arkasını döndü ve savaşın başladığı kapıya doğru yürüdü. Defne, onun gözlerinde ilk kez umutsuzluğu gördü. Ve tam o anda geçmişin görüntüsü titremeye başladı. Çünkü bu an, Eldar’ın kaderini sonsuza dek değiştirecek olayın başladığı andı.