KAN

112. BÖLÜM: KARANLIĞIN NEFESİ

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

112. BÖLÜM: KARANLIĞIN NEFESİ Salonda yankılanan o derin nefesin ardından her şey bir anda sessizliğe büründü. Defne ile Kaan gözlerini siyah yarıktan ayıramıyordu. Yarığın içinden yükselen karanlık enerji, Kadim Taht’ın yaydığı altın ışığa çarptıkça havada kıvılcımlar oluşuyor, salonun duvarlarındaki kadim yazılar bir yanıp bir sönüyordu. Aras ağır adımlarla yarığa yaklaştı. Yüzündeki endişe artık gizlenemiyordu. “Bin yıl boyunca…” diye mırıldandı. “Bu mührün bir gün yeniden kırılacağını biliyorduk. Ama bu kadar erken olacağını kimse tahmin edemedi.” Defne, Aras’ın yanına geldi. “Onu yeniden mühürleyemez miyiz?” Aras başını yavaşça iki yana salladı. “Eski mühür artık görevini tamamladı. Aynı mühür ikinci kez kullanılamaz.” Tam o sırada mağaranın girişinden yeni bir patlama sesi duyuldu. GÜÜÜM! Altın kapının büyük bir parçası daha yere düştü. İçeriye dolan karanlık enerji salonun eşiğinde duruyor, görünmez bir duvara çarpmış gibi ilerleyemiyordu. Eldar’ın sesi bu kez çok daha yakından geldi. “Ne kadar direnirseniz direnin… O taht sonunda bana ait olacak!” Kaan dişlerini sıktı. “Onu burada durduracağım.” Defne kolundan tuttu. “Hayır. Öfkeyle hareket edersek onun istediği olur.” Aras ikisine dönerek başını onaylar şekilde salladı. “Defne haklı. Eldar artık gücünü öfkesinden alıyor. Siz ise birliğinizden güç almalısınız.” Tam o anda Kraliyet Pusulası yeniden havalanarak salonun ortasında dönmeye başladı. İbresi önce Defne’yi, sonra Kaan’ı gösterdi. Ardından yavaşça tahtın arkasındaki dev kabartmalara yöneldi. Kabartmaların arasından ince altın ışıklar yükselmeye başladı. Birbiri ardına eski hükümdarların siluetleri belirdi. En önde ise Kraliçe Elara vardı. Elara’nın ışıklı silueti Defne’ye gülümsedi. “Cesaretin seni buraya kadar getirdi.” Sonra Kaan’a döndü. “Kalbin ise bundan sonrasını belirleyecek.” Defne heyecanla bir adım öne çıktı. “Bize ne yapmamız gerektiğini söyleyin.” Elara’nın sesi salonun her köşesinde yankılandı. “Kadim Taht uyandı.” “Ama gerçek hükümdarlar yalnızca tahta dokunanlar değildir.” “Onu korumayı seçenlerdir.” Tam bu sırada siyah yarık yeniden genişledi. Yerden yükselen karanlık enerji salonun ortasında dönerek dev bir girdap oluşturdu. Duvarlardaki ışıklar bir anlığına söndü. Ardından bütün mağara şiddetle sarsıldı. Dışarıda bekleyen Mazhar, Lal, Eren ve Akyolu da sarsıntının etkisiyle yere düştüler. Mazhar ayağa kalkıp çatlayan kapıya baktı. “İçeride bir şey oluyor…” Lal endişeyle Defne’nin adını fısıldadı. Tam o sırada kapının çatlaklarından altın bir ışık dışarı taşarken, onunla birlikte siyah dumanlar da mağaranın içine yayılmaya başladı. İçeride ise Defne, Kaan ve Aras aynı anda geri çekildi. Çünkü siyah yarığın içinden yavaşça uzanan gölge, bir insana değil, devasa pençelere sahip bilinmeyen bir varlığa aitti. Ve o pençe, bin yıllık esaretinden kurtulmak istercesine ağır ağır taş zemine dokundu.

Bölümün tamamını WritePad'de oku