110. BÖLÜM: KADİM TAHTIN KORUYUCUSU
Yazar: Bircan Mazhar

110. BÖLÜM: KADİM TAHTIN KORUYUCUSU Mağarada yankılanan gizemli sesin ardından devasa altın kapı yavaşça aralandı. İçeriden yayılan sıcak ışık, karanlık enerjiyi geri itmeye başladı. Eldar öfkeyle birkaç adım geri çekilirken, Kraliyet Pusulası kapının önünde durarak dönmeyi bıraktı. Defne ile Kaan temkinli adımlarla kapıya yaklaştılar. Onlar eşiği geçer geçmez kapı sessizce kapandı. Mazhar, Lal, Eren, Akyolu ve diğerleri dışarıda kalmıştı. “Defne!” diye seslendi Mazhar. Ancak içeriden hiçbir cevap gelmedi. Kapının ardında bambaşka bir dünya vardı. Sonsuz gibi görünen büyük bir salonun ortasında altın ve beyaz taştan yapılmış görkemli bir taht yükseliyordu. Tahtın arkasında ise eski kralların ve kraliçelerin kabartmaları bulunuyordu. Salonun tam ortasında, uzun beyaz cübbeli yaşlı bir adam onları bekliyordu. Adamın gözleri gümüş gibi parlıyordu. “Hoş geldiniz,” dedi. “Ben Kadim Taht’ın Koruyucusu Aras.” Defne dikkatle ona baktı. “Bizi beklediğinizi söylediniz.” Aras gülümsedi. “Çünkü kehanet gerçekleşti.” “Yüzyıllardır ilk kez iki varis aynı anda bu salona girdi.” Kaan merakla sordu. “Bizden ne istiyorsunuz?” Aras ağır adımlarla tahtın önüne yürüdü. “Hiçbir şey.” “Sadece gerçeği öğrenmenizi.” Elini havaya kaldırdığı anda salonun ortasında ışıklardan oluşan görüntüler belirdi. Defne, Kraliçe Elara’yı gördü. Yanında genç bir adam vardı. Arkasında ise çocuklarını kucağına almış bir kadın duruyordu. Aras konuşmaya başladı. “Kraliçe Elara’nın iki çocuğu vardı.” “Biri senin atandı, Defne.” “Diğerinin soyu ise Kaan’a ulaştı.” “Fakat üçüncü bir kişi daha vardı.” Defne şaşkınlıkla sordu. “Üçüncü kişi mi?” Aras başını salladı. “Eldar.” “O da aynı aileden geliyordu.” “Ama hiçbir zaman tahtı istemedi.” “İlk başta istediği tek şey, karanlığın gücünü kontrol ederek krallığı korumaktı.” Kaan kaşlarını çattı. “Peki sonra ne oldu?” Aras’ın yüzü hüzünle doldu. “Karanlık, kontrol edilebilecek bir güç değildi.” “Eldar zamanla ona hükmettiğini sandı.” “Oysa karanlık onun ruhunu ele geçirdi.” Tam o anda salon şiddetle sarsıldı. Altın kapının dışından güçlü darbeler gelmeye başladı. Eldar’ın sesi öfkeyle yankılandı. “Kapıları açın!” “O taht bana ait!” Aras sakinliğini koruyordu. “Vakit kalmadı.” Elini tahtın kolçaklarına koydu. Tahtın ortasında iki yuva açıldı. Biri altın renkteydi. Diğeri gümüş. Aras Defne ve Kaan’a baktı. “Kraliyet Pusulası sizi buraya bir seçim yapmak için getirdi.” “Ya birlikte Kadim Taht’ı uyandıracaksınız…” “Ya da birbirinizden şüphe ederek Eldar’ın kazanmasına izin vereceksiniz.” Defne hiç tereddüt etmeden elini altın yuvaya koydu. Kaan birkaç saniye duraksadı. Çocukluğundan beri duyduğu yalanlarla, yeni öğrendiği gerçekler zihninde çarpışıyordu. Defne ona baktı. “Geçmişimizi değiştiremeyiz.” “Ama geleceğimizi birlikte kurabiliriz.” Kaan derin bir nefes aldı ve elini gümüş yuvaya yerleştirdi. İkisi aynı anda tahta dokunduğu anda bütün salon altın bir ışıkla kaplandı. Kadim Taht yüzyıllar sonra ilk kez uyanmıştı. Fakat aynı anda kapının dışında duyulan son darbe, devasa kapıyı çatlatmaya başladı. Eldar bütün gücüyle içeri girmeye çalışıyordu. Ve tahtın uyanışıyla birlikte, Kadim Krallığın üzerinde bin yıldır mühürlü duran son karanlık mühür de yavaş yavaş kırılmaya başlamıştı.