KAN

109. BÖLÜM: KAN BAĞININ SINAVI

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

109. BÖLÜM: KAN BAĞININ SINAVI Mağaranın zemini çatlamaya devam ederken altın ve siyah ışık birbirine çarpıyor, ortaya çıkan enerji bütün Kayıp Orman’ı sarsıyordu. Eldar asasını kaldırdığında karanlık yaratıklar yeniden saldırıya geçti. Defne kılıcını sımsıkı kavrayıp öne atıldı. Kaan da hiç düşünmeden onun yanında yer aldı. İki farklı soydan gelen varisler ilk kez aynı amaç için omuz omuza savaşıyordu. Mazhar, Defne’nin önüne atılan bir yaratığı tek hamlede yere serdi. “Defne, pusulaya ulaş!” diye bağırdı. Azhan ve Arven tarikat savaşçılarını oyalarken, Nergis ile İlk Muhafız Liora’nın oluşturduğu koruma çemberini güçlendirmeye çalışıyordu. Ancak Eldar’ın gücü her geçen an artıyordu. Eldar, Defne ile Kaan’a bakarak soğuk bir sesle konuştu. “Kanınız aynı kökten geliyor ama kalpleriniz aynı değil. Kraliyet Pusulası yalnızca gerçek hükümdarı seçecek.” Bunun üzerine pusula yeniden parladı ve mağaranın ortasında iki ışık kapısı açıldı. Liora şaşkınlıkla geri çekildi. “Hayır… Kan Bağının Sınavı başladı.” Defne ona döndü. “Bu sınav nedir?” Liora’nın sesi ciddiydi. “Kadim Krallığın yasasına göre aynı soydan iki varis ortaya çıktığında, tahta kimin layık olduğuna pusula karar verir. Ama bu bir ölüm düellosu değildir. Kalbi karanlığa teslim olan sınavı kaybeder.” Kaan başını eğdi. Çocukluğundan beri Kara Taç Tarikatı’nın içinde büyümüştü. Doğru bildiği her şeyin yalan olabileceğini yeni öğrenmişti. Defne onun gözlerindeki kararsızlığı fark etti. “Bu sınava birlikte gireceğiz,” dedi. Kaan şaşkınlıkla ona baktı. “Birlikte mi?” Defne kararlı bir şekilde başını salladı. “Kraliçe Elara’nın mektubunda yazıyordu. Gerçek düşman birbirimize güvenmememizi istiyor. Ben senin düşmanın değilim.” Bu sözler Kaan’ın içindeki öfkeyi ilk kez sessizliğe dönüştürdü. Tam o sırada Eldar öfkeyle bağırdı. “Yeter!” Asasını yere vurunca iki ışık kapısı hızla kapanmaya başladı. Fakat Kraliyet Pusulası aniden yerinden yükseldi ve Defne ile Kaan’ın arasına geldi. Kristalin içinden güçlü bir ses mağarada yankılandı. “İki soy savaşmak için değil…” “Krallığı birlikte korumak için doğdu.” Eldar’ın yüzündeki öfke yerini şaşkınlığa bıraktı. “İmkânsız…” Akyolu gözlerini kapatarak fısıldadı. “Demek eski kehaneti yanlış anlamışız.” İlk Muhafız eski kitabın sayfalarını açtı. Daha önce görünmeyen satırlar altın harflerle beliriyordu. “Taht tek kişiye değil…” “Birliğe ait olacaktır.” Tam herkes bu sözlerin anlamını düşünürken mağaranın derinliklerinden güçlü bir sarsıntı yükseldi. Kraliyet Pusulası’nın altında bulunan taş zemin tamamen çöktü ve karanlığın içinden devasa, altın işlemeli bir kapı yavaşça yükselmeye başladı. Kapının üzerinde tek bir cümle yazıyordu: “Kadim Taht’ın gerçek sahipleri içeri girsin.” Defne ile Kaan birbirlerine baktılar. İkisi de aynı anda bir adım öne attı. Fakat kapı açılmadan hemen önce, içeriden gelen derin ve tanıdık bir ses mağarada yankılandı. “Sonunda geldiniz…” “Ben sizi yüzyıllardır bekliyordum.”

Bölümün tamamını WritePad'de oku