KAN

108. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

108. BÖLÜM: GÖLGELERİN EFENDİSİ Mağaranın içi karanlık yaratıkların çığlıklarıyla yankılanırken Defne ve Kaan omuz omuza savaşmaya başladı. İlk başta birbirlerine güvenmeseler de aynı anda yaptıkları her hamle, sanki yıllardır birlikte eğitim almışlar gibi kusursuzdu. Mazhar, Azhan ve Arven yaratıkları geri püskürtürken, Nergis ile İlk Muhafız Liora’nın oluşturduğu koruma çemberini ayakta tutmaya çalışıyordu. Eren ve Lal ise Defne’ye ulaşmaya çalışan tarikat savaşçılarının önünü kesiyordu. Tam o sırada Kraliyet Pusulası’nın ışığı daha da güçlendi. Altın ışık önce Defne’nin, ardından Kaan’ın avucuna uzandı. İkisinin avuçlarında da aynı anda eski kraliyet sembolü belirdi. Liora şaşkınlıkla fısıldadı: “Pusula onları ortak varis olarak tanıyor.” Kara Taç Tarikatı’nın komutanı öfkeyle kılıcını savurdu. “Hayır! Bu gerçekleşemez!” diye haykırarak doğruca pusulaya saldırdı. Ancak tam kılıcı kristale değeceği anda görünmez bir güç onu geriye savurdu. Mağaranın duvarları şiddetle sarsıldı ve tavandan taşlar düşmeye başladı. O anda mağaranın en karanlık köşesinden ağır adımlar duyuldu. Bütün yaratıklar bir anda durdu. Tarikat savaşçıları diz çöktü. Komutan başını eğerek, “Efendim…” dedi. Karanlığın içinden uzun siyah pelerinli bir adam çıktı. Yüzü siyah bir maskeyle örtülüydü. Elindeki asanın ucunda siyah bir taç sembolü parlıyordu. Ortamın sıcaklığı bir anda düştü. Akyolu’nun gözleri dehşetle büyüdü. “Bu… mümkün değil.” İlk Muhafız titreyen sesiyle konuştu. “Gölgelerin Efendisi…” Maskeli adam yavaşça gülümsedi. “Demek beni hâlâ hatırlıyorsunuz.” Defne dikkatle ona baktı. “Sen kimsin?” Adam asasını yere vurdu. “Benim adımı yüzyıllar önce tarihten sildiniz.” “Ama bugün yeniden yazılacak.” Maskesini yavaşça çıkardı. Herkes donup kaldı. Adamın yüzü, Kraliçe Elara’nın portrelerine şaşırtıcı derecede benziyordu. Lal şaşkınlık içinde geri çekildi. “Hayır…” “Bu olamaz…” Akyolu derin bir nefes aldı. “Demek gerçekten hayattasın…” “Eldar…” Defne şaşkınlıkla Akyolu’na döndü. “Eldar kim?” Akyolu gözlerini maskeli adamdan ayırmadan konuştu. “Eldar… Kraliçe Elara’nın öz kardeşi.” “Yani senin büyük büyük amcan.” Mağarayı derin bir sessizlik kapladı. Eldar soğuk bir gülümsemeyle Defne ve Kaan’a baktı. “Kraliyet tahtı bana aitti.” “Fakat ailem beni karanlığı araştırdığım için sürgün etti.” “Ben de kendi krallığımı kurdum.” “Kara Taç Tarikatı o gün doğdu.” Defne kılıcını kaldırdı. “Taht korkuyla yönetilmez.” Eldar’ın gözleri karardı. “Öyleyse bunu bana savaşarak kanıtla, son varis.” Asasını havaya kaldırdığı anda mağaranın zemini ikiye ayrıldı. Kraliyet Pusulası’nın etrafında altın ve siyah ışıklar çarpışmaya başladı. Defne, Kaan ve arkadaşları, yalnızca bir tarikatla değil, kraliyet soyunun karanlığa teslim olmuş en eski üyesiyle karşı karşıya olduklarını anladı. Kadim Krallığın gerçek savaşı ise tam o anda başlamıştı.

Bölümün tamamını WritePad'de oku