107. BÖLÜM: KRALİYET PUSULASI’NIN SEÇİMİ
Yazar: Bircan Mazhar

107. BÖLÜM: KRALİYET PUSULASI’NIN SEÇİMİ Kara Taç Tarikatı’nın savaşçıları mağarayı bir anda kuşattı. En önde duran siyah pelerinli komutan kılıcını kaldırınca karanlık enerji mağaranın duvarlarına yayıldı. Liora asasını yere vurdu ve altın renkli bir kalkan, Defne ile Kraliyet Pusulası’nın etrafını sardı. “Hiç kimse pusulaya dokunamaz!” diye haykırdı Liora. Komutan alaycı bir gülümsemeyle karşılık verdi. “Yanılıyorsun. Biz onu almaya değil, gerçek sahibini ortaya çıkarmaya geldik.” Bu sözler herkesi şaşırttı. Tam o anda Kraliyet Pusulası hızla dönmeye başladı. İçinden yükselen altın ışık mağaranın tavanına ulaştı ve ardından iki farklı yöne ayrıldı. Bir ışık Defne’nin üzerine düştü. Diğer ışık ise mağaranın girişine yöneldi. Herkes şaşkınlıkla arkasını döndü. Girişte, siyah pelerinli genç bir adam durmuştu. Yüzü kapüşonun gölgesinde kalıyordu. Tarikat savaşçıları bile ona saygıyla geri çekildi. Genç adam yavaşça kapüşonunu indirdi. Defne nefesini tuttu. Genç adamın boynunda, Defne’nin taşıdığı Üçüncü Mühür’ün aynısı vardı. Mazhar kılıcını kaldırdı. “Sen kimsin?” Genç adam gözlerini Defne’den ayırmadan konuştu. “Benim adım Kaan.” “Ve ben de Kadim Krallığın kanını taşıyorum.” Mağarada derin bir sessizlik oluştu. Akyolu’nun yüzü bembeyaz kesildi. “Demek…” “Soy kitabının gösterdiği ikinci soy gerçekten yaşamış.” Kaan başını salladı. “Kraliçe Elara’nın kayıp çocuğunun soyundan geliyorum.” Lal şaşkınlıkla birkaç adım geri çekildi. “Bu… mümkün olamaz.” Kaan cebinden eski bir madalyon çıkardı. Madalyonun kapağı açıldığında içinde Kraliçe Elara’nın gençlik resmi vardı. Arkasına ise eski kraliyet diliyle tek bir cümle kazınmıştı: “İki soy yeniden birleştiğinde krallık yeniden doğacaktır.” Liora pusulaya baktı. “İşte bu yüzden pusula iki kişiyi seçti.” Defne sessizce Kaan’a yaklaştı. “Eğer söylediklerin doğruysa…” “Biz düşman değiliz.” Kaan’ın yüzünde hüzünlü bir ifade belirdi. “Ben hiçbir zaman düşman olmak istemedim.” “Ama Kara Taç Tarikatı beni çocukluğumdan beri büyüttü.” “Bana sizin ailemin ölümünden sorumlu olduğunuzu söylediler.” Bu sözler Defne’nin yüreğini burktu. Tam o sırada tarikatın komutanı öfkeyle bağırdı. “Yeter!” “Onun gerçeği öğrenmesine izin vermeyeceğiz.” Komutan elindeki siyah kristali yere fırlattı. Kristal parçalanır parçalanmaz mağaranın zemini sarsıldı. Duvarlardan karanlık yaratıklar çıkmaya başladı. Liora yüksek sesle, “Pusulayı koruyun!” diye bağırdı. Defne ve Kaan, farkında olmadan sırt sırta durdular. İkisi de aynı anda kılıçlarını çekti. Kraliyet Pusulası ise daha önce hiç olmadığı kadar güçlü bir ışık yaymaya başladı. Sanki yüzyıllardır beklediği iki varisi sonunda bulmuştu. Ancak hiç kimsenin bilmediği bir gerçek daha vardı. Mağaranın en karanlık köşesinde onları izleyen gizemli bir gölge, yavaşça gülümsedi. “Sonunda ikiniz de bir aradasınız.” “Artık oyunun son perdesi başlayabilir…”