106. BÖLÜM: KAYIP ORMANIN MUHAFIZI
Yazar: Bircan Mazhar

106. BÖLÜM: KAYIP ORMANIN MUHAFIZI Güneş henüz doğmadan Defne ve arkadaşları Kadim Tapınak’tan ayrıldı. Kraliyet Pusulası’nın izini gösteren harita, onları kuzeydeki Kayıp Orman’a götürüyordu. Yol boyunca kimse konuşmadı. Kara Taç Tarikatı’nın beklenmedik gelişi, herkesi tedirgin etmişti. Saatler süren yolculuğun ardından ağaçların gökyüzünü tamamen kapattığı kadim ormanın girişine ulaştılar. Ormanın içine adım attıkları anda Defne’nin avucundaki Üçüncü Mühür hafifçe parlamaya başladı. Akyolu etrafına dikkatle bakarak, “Burası yaşayan bir ormandır. Burada atacağınız her adım sınanır. Kalbi temiz olmayan hiç kimse merkeze ulaşamaz,” dedi. Grup ilerledikçe ağaçlar arasındaki sis yoğunlaştı. Bir süre sonra önlerinde devasa bir taş kapı belirdi. Kapının üzerinde eski kraliyet diliyle tek bir cümle yazıyordu: “Gerçeği saklayan geçemez.” Kapıya yaklaştıkları anda taşların arasından uzun beyaz pelerinli gizemli bir kadın ortaya çıktı. Elindeki kristal asayı yere vurunca bütün orman sessizliğe büründü. Kadın, Defne’ye bakarak, “Yüzyıllardır seni bekliyordum, son varis,” dedi. İlk Muhafız şaşkınlıkla diz çöktü. “Ormanın Muhafızı…” Kadın başını hafifçe salladı. “Ben Liora. Kayıp Orman’ın ve Kraliyet Pusulası’nın koruyucusuyum.” Defne bir adım öne çıktı. “Pusulayı almaya geldik.” Liora’nın yüzü ciddileşti. “Onu almak isteyen herkes önce gerçeği söylemek zorundadır. Çünkü pusula yalnızca yalan söylemeyen kişiye yol gösterir.” Bir anda taş kapının üzerinde mavi bir ışık belirdi. Liora önce Eren’e döndü. “Yıllardır sakladığın en büyük gerçeği söyle.” Eren başını eğdi. “Defne’yi kendi kızım gibi büyüttüm ama onun gerçek ailesini her gün özlediğini bildiğim hâlde sustum.” Kapıdaki ilk mühür çözüldü. Ardından Lal’a döndü. Lal gözyaşlarını tutamayarak, “Defne’yi korumak için ona geçmişini anlatmadım. Beni affetmeyeceğinden korktum,” dedi. İkinci mühür de ışığa dönüştü. Son olarak Liora, Defne’nin karşısına geçti. “Peki ya sen? Kalbinde sakladığın gerçek nedir?” Defne uzun süre sessiz kaldı. Sonunda derin bir nefes aldı. “Ben güçlü görünmeye çalışıyorum ama aslında korkuyorum. Kraliçe olmaya hazır olup olmadığımı bilmiyorum. En büyük korkum, bana güvenen insanları hayal kırıklığına uğratmak.” Bu sözlerle birlikte taş kapının son mührü de kırıldı. Kapı ağır ağır açılırken içeriden altın renkli bir ışık yükseldi. Salonun tam ortasında havada duran, ince altın çizgilerle işlenmiş kristal bir pusula dönüyordu. Ancak Defne pusulaya yaklaşacağı sırada karanlık bir ok hızla mağaranın içine saplandı. Ardından siyah pelerinli onlarca savaşçı gölgelerin arasından ortaya çıktı. En öndeki kişi kılıcını Defne’ye doğrultarak soğuk bir sesle konuştu: “Kraliyet Pusulası artık Kara Taç Tarikatı’na ait olacak.” Defne kılıcını çekti, Mazhar ve diğerleri hemen yanında yerlerini aldı. Kayıp Orman’ın derinliklerinde, Kadim Krallığın geleceğini belirleyecek ilk büyük savaş başlamak üzereydi.