BÖLÜM: LAL’İN SAKLADIĞI EN BÜYÜK SIR
Yazar: Bircan Mazhar

BÖLÜM: LAL’İN SAKLADIĞI EN BÜYÜK SIR Tapınakta herkes derin bir sessizliğe gömülmüştü. Akyolu’nun anlattıkları Defne’nin bütün hayatını değiştirmişti. Defne gözlerini annesi Lal’e çevirdi ve titreyen sesiyle, “Bana hâlâ anlatmadığın başka şeyler de var, değil mi?” diye sordu. Lal uzun süre konuşamadı. Gözlerinden süzülen yaşları sildikten sonra derin bir nefes aldı. “Evet,” dedi. “Sana söyleyemediğim en büyük sır hâlâ içimde.” Salondaki herkes dikkat kesilmişti. Eren, Mazhar, Azhan, Arven ve Nergis sessizce bekliyordu. Lal yavaşça konuşmaya başladı. “Sen doğduğun gece sadece kraliyet yıkılmadı. Aynı gece bana bir emanet verildi.” Cübbesinin iç cebinden küçük, gümüş işlemeli eski bir anahtar çıkardı. Anahtarın üzerinde Defne’nin avucundaki Üçüncü Mühür’ün aynısı parlıyordu. Defne şaşkınlıkla anahtara baktı. “Bu nedir?” diye sordu. Lal anahtarı avucuna bırakarak, “Bu, Akyolu Ailesi’nin nesiller boyunca koruduğu Sırlar Kasası’nın anahtarı. İçinde krallığın gerçek tarihi, soy ağacı ve bugüne kadar saklanan bütün sırlar var.” dedi. Akyolu başını salladı. “O kasa bin yıldır hiç açılmadı. Çünkü onu yalnızca gerçek varis açabilir.” Tam o anda anahtar altın rengi bir ışıkla parlamaya başladı. Defne’nin avucundaki Üçüncü Mühür de aynı ışıkla karşılık verdi. Tapınağın zemini hafifçe sarsıldı. Eski taşların arasından yükselen ince ışık çizgileri salonun ortasında birleşerek büyük, yuvarlak bir mühür oluşturdu. İlk Muhafız hayretle fısıldadı. “Sırlar Kasası uyanıyor.” Taş zemin ağır ağır ikiye ayrıldı ve aşağıya inen kadim merdivenler ortaya çıktı. Merdivenlerin sonunda altından yapılmış devasa bir kapı vardı. Kapının tam ortasında Akyolu Ailesi’nin kurt armasıyla birlikte kraliyet tacı işlenmişti. Defne kapıya yaklaştığında anahtar kendi kendine havalanarak kilide girdi. Kapı yavaşça açılırken içeriden sıcak bir ışık yayıldı. Salonun ortasında kristal bir sandık duruyordu. Sandığın içinde eski parşömenler, kraliyet mührü ve mavi kadifeye sarılı bir mektup vardı. Lal mektubu dikkatlice alıp Defne’ye uzattı. “Bu mektubu annen değil, büyükannen Kraliçe Elara senin için yazdı.” Defne titreyen elleriyle mektubu açtı. İlk satırı okuduğu anda gözleri doldu: “Sevgili torunum Defne… Eğer bu satırları okuyorsan, karanlığı yenmiş ve gerçek yoluna ulaşmışsın demektir.” Defne sessizce okumaya devam ederken herkes nefesini tutmuştu. Mektubun sonunda tek bir cümle vardı: “Gerçek düşman sandığından çok daha yakındır; ona en çok güvendiğin gün ortaya çıkacaktır.” Defne başını kaldırıp etrafına baktı. O anda tapınağın duvarlarında siyah gölgeler kıpırdamaya başladı ve salondaki herkes yaklaşan yeni tehlikenin ilk adımlarını hissetti.