KAN

102. BÖLÜM: AKYOLU VE LAL’İN AİLE SIRRI

Yazar:

KAN - Bircan Mazhar kitap kapağı
KAN kitap kapağı

102. BÖLÜM: AKYOLU VE LAL’İN AİLE SIRRI Gökyüzünde parlayan Kraliyet Mührü yavaş yavaş dönüyor, mavi ve altın ışıklar tüm Kadim Tapınak’ın üzerine yayılıyordu. Kimse konuşamıyordu. Herkes gözlerini Defne’den ayırmadan bekliyordu. Tam o sırada tapınağın girişinden baston sesi duyuldu. Tak… Tak… Tak… Kapılar ağır ağır açıldı. İçeri, uzun beyaz saçlı yaşlı bir adam girdi. Üzerindeki koyu lacivert pelerin, göğsündeki altın kurt arması ve omzundaki eski kraliyet sembolü dikkat çekiyordu. İlk Muhafız onu görünce şaşkınlıkla diz çöktü. “İmkânsız…” “Lord Akyolu…” Salondaki herkes donup kaldı. Eren’in yüzü bembeyaz olmuştu. “Lütfen… Hayır…” Yaşlı adam sakin bir sesle konuştu. “Artık saklayamazsınız.” Defne adama yaklaştı. “Siz kimsiniz?” Adam gülümsedi. “Ben Akyolu.” “Kadim Krallığın son başdanışmanı…” “Ve annen Lal’in öz amcasıyım.” Bu söz salonda yankılandı. Defne’nin nefesi kesildi. “Ne… dediniz?” Lal gözlerinden yaşlar süzülerek öne çıktı. “Artık öğrenme zamanın geldi.” Defne annesine baktı. “Anne…” “Bunca yıl bana neden söylemediniz?” Lal derin bir nefes aldı. “Çünkü seni yaşatmanın tek yolu buydu.” Sessizlik yeniden çöktü. Akyolu elindeki eski sandığı yere bıraktı. Sandığın kapağı açıldığında içinde altın işlemeli bir taç, eski bir kılıç ve sararmış tomarlar vardı. “Bu eşyalar…” “Son Kraliçe Elara’ya aitti.” Defne şaşkınlıkla baktı. Akyolu devam etti. “Elara…” “Senin büyükannen.” Mazhar ve Azhan aynı anda birbirlerine döndüler. “Demek…” Akyolu başını salladı. “Evet.” “Defne yalnızca eski kralların soyundan gelmiyor.” “O, Kadim Krallığın doğrudan varisi.” Lal gözlerini kapattı. “Ben bu gerçeği doğduğundan beri sakladım.” Defne’nin sesi titriyordu. “Neden?” Lal gözyaşlarını silerek konuştu. “Çünkü doğduğun gece saray düştü.” “Kraliyet ailesi katledildi.” “Hayatta kalan tek kişi sendin.” Eren söze girdi. “Seni kendi kızımız olarak büyüttük.” “Kimse gerçek kimliğini öğrenmesin diye soyadını değiştirdik.” Defne şaşkınlık içinde kaldı. “Yani…” “Ben gerçekten prenses olarak mı doğdum?” Akyolu gülümsedi. “Hayır.” “Bir prenses olarak değil…” “Bir gün kraliçe olacak çocuk olarak.” Tam o anda sandığın içindeki taç ışıldamaya başladı. Taç havalanarak Defne’nin önüne geldi. Fakat başına konmadı. Onun etrafında yavaşça dönmeye başladı. İlk Muhafız eski kitaptaki satırları okudu. “Taç, gerçek hükümdarı ancak kalbi sınandıktan sonra kabul eder.” “O gün geldiğinde…” “Kraliyet Mührü tamamen uyanacaktır.” Gökyüzündeki sembol bir kez daha parladı. Ancak bu kez ışığın içinden siyah bir çatlak oluştu. Akyolu’nun yüzündeki ifade değişti. “Geç kaldık…” Mazhar hemen sordu. “Neye?” Akyolu derin bir nefes aldı. “Kraliyet Mührü uyanınca sadece dostlar değil…” “Krallığın unutulmuş düşmanları da uyanır.” Tam o sırada çatlağın içinden yankılanan tok bir ses tüm gökyüzünü titretti. “Son varis sonunda ortaya çıktı.” “Bu kez kaçamayacaksın…” Siyah çatlak yavaşça genişlerken, Defne elini istemsizce Üçüncü Mühür’ün bulunduğu yere götürdü. İçindeki güç ilk kez farklı bir şekilde titreşiyordu. Çünkü yaklaşan tehlike, daha önce karşılaştıkları hiçbir düşmana benzemiyordu. Ve Akyolu, çok uzun zamandır saklanan aile sırrını açıklamış olsa da, bunun yalnızca başlangıç olduğunu biliyordu…

Bölümün tamamını WritePad'de oku