100. BÖLÜM: SON IŞIĞIN YEMİNİ
Yazar: Bircan Mazhar

100. BÖLÜM: SON IŞIĞIN YEMİNİ Kadim Kapı gökyüzünde açılırken bütün dünya sarsılmaya başladı. Dağların zirvelerindeki karlar eriyor, denizlerin üzerinde siyah dalgalar yükseliyor, gökyüzündeki yıldızlar birer birer kayboluyordu. Unutulan Kral’ın açtığı kapı, yalnızca bir geçit değildi. O, bütün karanlıkların kaynağına açılan bir yoldu. Kadim Tapınak’ın içinde herkes sessizce gökyüzüne bakıyordu. İlk Muhafız’ın yüzündeki endişe hiç kimsenin görmediği kadar büyüktü. “Bu kapı açılırsa…” diye fısıldadı. “Karanlık artık bir varlık olmayacak.” “Her yerde olacak.” Defne kılıcını sıkıca tuttu. “Öyleyse onu burada durduracağız.” Eren kızının yanına geldi. “Tek başına değil.” Defne babasına baktı. Eren gülümsedi. “Yıllarca seni uzaktan korudum.” “Artık yanında durma zamanı.” Lal’in sesi de mühürlerin arasından duyuldu. “Ben de buradayım kızım.” Defne’nin gözleri doldu. Annesinin ve babasının sesini aynı anda duymak, yıllardır içinde taşıdığı eksikliği biraz olsun iyileştirmişti. Mazhar yanlarına geldi. “Bu kadar duygusal an yeter.” Herkes ona baktı. Mazhar hafifçe gülümsedi. “Çünkü birazdan büyük bir savaşımız var.” Defne ilk kez gülümsedi. Azhan kılıcını kaldırdı. “Muhafızlar…” Arven onun yanında durdu. “Yıllar sonra ilk kez tam kadro.” Nergis gözlerini kapatarak eski yemini okumaya başladı. Kael’in ruhu da ışığın içinde belirdi. “Bu kez kimse tek başına savaşmayacak.” Altı farklı ışık aynı anda birleşti. Defne… Alya… Mazhar… Azhan… Arven… Kael… Kadim Denge’nin gücü bütün tapınağı sardı. Unutulan Kral onları izliyordu. Fakat ilk kez yüzünde korkuya benzeyen bir ifade vardı. “Anlamıyorsunuz.” dedi. “Ben karanlığım.” Defne ona baktı. “Hayır.” “Sen yalnızca yalnızlığın.” Bu sözler Unutulan Kral’ı durdurdu. Çünkü binlerce yıldır ilk kez biri ona korkuyla değil, anlayarak bakmıştı. Defne devam etti. “Sen insanların acılarını büyüttün.” “Onları birbirinden ayırdın.” “Ama hiç kimse seni gerçekten dinlemedi.” Unutulan Kral’ın gözleri değişti. Bir anlığına devasa karanlığın içinde küçük bir çocuğun silueti göründü. İlk Muhafız şaşkınlıkla nefesini tuttu. “Bu…” “Onun başlangıcı.” Gökyüzündeki görüntü değişti. Binlerce yıl önce yalnız kalan küçük bir çocuk… Kaybettiği her şey… Duyduğu öfke… Ve sonunda karanlığa dönüşmesi… Defne her şeyi gördü. Unutulan Kral bir zamanlar sadece anlaşılmak isteyen biriydi. Ama acısı onu yok etmişti. Tam o anda Unutulan Kral öfkeyle bağırdı. “Hayır!” “Ben zayıf değildim!” Karanlık yeniden yükselmeye başladı. Ancak Defne geri çekilmedi. “Belki değildin.” “Ama acını kabul etseydin, bugün bunların hiçbiri olmazdı.” Bir sessizlik oluştu. Ardından Üçüncü Mühür bütün gücüyle parladı. Defne saldırmadı. Kılıcını indirdi. Elini Unutulan Kral’a doğru uzattı. “Bitirmek zorunda değiliz.” “Onu iyileştirebiliriz.” Herkes şaşkınlıkla Defne’ye baktı. Çünkü bugüne kadar herkes karanlığı yok etmeye çalışmıştı. Ama Defne ilk kez onu anlamayı seçmişti. Alya onun yanına geldi. “Kadim Denge budur.” “Işık ve karanlığı yok etmek değil…” “Onları dengelemek.” İki ışık birleşti. Altın ve gümüş enerji Unutulan Kral’ı sardı. Karanlık çığlık atarak parçalanmaya başladı. Fakat bu bir yok oluş değildi. Binlerce yıllık acı, öfke ve yalnızlık yavaş yavaş çözülüyordu. Unutulan Kral’ın gözlerindeki karanlık kayboldu. İlk kez sakin görünüyordu. “Ben…” diye fısıldadı. “Ne kadar uzun zamandır yalnızmışım.” Defne gözyaşları içinde başını salladı. “Artık değilsin.” Tam o anda gökyüzündeki Kadim Kapı kapanmaya başladı. Fakat kapı tamamen kapanmadan önce içeriden çok daha güçlü bir titreşim geldi. İlk Muhafız’ın yüzü değişti. “Bu imkânsız…” Defne ona baktı. “Ne oldu?” Yaşlı adam gökyüzüne baktı. “Unutulan Kral son düşman değildi.” “Onun arkasında…” “çok daha eski bir şey var.” Ve kapanmak üzere olan kapının ardında, bilinmeyen bir ses duyuldu. “Ne kadar güzel…” “İnsanlar yine umut etmeye başlamış.” Kapı kapanmadan önce son bir cümle yankılandı: “Şimdi sıra bende.” Kadim Kapı kapandı. Ama herkes biliyordu. Savaş henüz bitmemişti.