3-ADI KONMAMIŞ GÖREV
Yazar: Kardelen

Hayat mı çok garip gidiyordu yoksa bana mı öyle geliyordu, bilmiyordum. Sanki biri beynimin içini ele geçirip tüm çıkış yolu bulma yetimi almış ve beni öylece ortada bırakmış gibi hissediyordum. Önüm karanlık bir yoldan ibaretti ve bu sefer nasıl ilerleyeceğimi de bilmiyordum. Bu durumun içime bu kadar oturması normal değildi. Altından bir şey çıkacağı belliydi ya da ben kafamı çok öyle yoruyordum. Ama daha önceki içime bu denli oturan öküzlerden bir sıkıntı çıkmıştı. Halledilmeyecek bir şey yoktu, halledilirdi. Benim kafamı yoran şey arkasında kalan belirsizlik çukuruydu ve ben bilinmeyenin ortasında kendimi çukura bir adımım kalmış, vereceğim tek bir kararın çukura düşüp, düşmeyeceğimi belirleyeceğini fark etmiştim. Sıradan bir işletme demiştim en başında, fakat bunun bir işletme olmadığını daha fazla detayları görünce fark ettim. Kollarımın uyuştuğunu fark edemeyecek kadar masada o şekilde uyuyakalmıştım. Bir anda arkamda hissettiğim el ile bir elim refleks ile belimde silahı aradı. Diğer elim ise bana dokunan elin bileğini sıkıca kavradığında gördüğüm kişiyle rahat bir nefes verdim. "Ne pat diye tutuyorsun beni, seslensene önce!" diye homurdanıp bileğini bıraktım. "Seslendim zaten ayı uykulu!" diyerek o da hızlıca bileğini çekti. "Gelip uyandıranda kabahat!" diye homurdanarak içeri geçti. Oturduğum yerden ayağa kalkıp hafifçe esnedim. Hâlâ uykunun üzerimde bıraktığı sersemlik durduğu için yavaş yavaş yürüyordum. Oturma odasının kapısından geçerken yanlışlıkla ayak serçe parmağını vurdum ve- "Kahretsin!" diye haykırdım anında. Ayağımı yukarıya çekmiş elimle tutuyorken seke seke koltuğa ilerledim. Işıl sanki çok normal bir iş yapıyormuşum gibi düz düz beni izledi. "Halimi falan sorduğun için sağ ol canım arkadaşım." diyerek düz düz bakıp bir şey denemesine ya da yapmamasına imada bulundum. "Aman be Açılay, ne acılara geldin sen. Serçe parmağın öldürmez seni." Doğru. Fiziksel, psikolojik çok acılara geldim ben. Ama yine de bu iyi misin? sorusunu almama engel değildi. "Düşüncesiz." diye mırıldandım. Parmağımın sızısı dinince elimi geri çektim. "Hem senin ne işin var burada?" diye ekledim. Işıl'da benim evimin anahtarı olduğu için istediği zaman bu şekilde pat diye dalabiliyordu. Gözlerime bir an öyle bir baktı ki... Cevap vermezsem on kere öldürüp on kere de diriltip, yine de cevabını almadan bırakmayacakmış gibiydi. "Dökül." dedi net bir sesle. Kısa bir süre algılayamadım. "Neyi döküleyim?" diye sordum. Sonradan arabada konuşmalarımız aklıma gelince sorgulanmaz merakını ve istediğini duymadan yakamı bırakmayacağını anladım. Bakışlarını salise farkıyla bile değişmezken gözlerini kıstı. "Dökül." dedi tekrar. Salağa yattım. "Neyi döküleyim neyi?" diye tekrar konuştuğumda bakışları isyan eder bir hale dönüştü. "Neyi döküleceksin acaba! Arabada konuştuğumuz konu ve peşine gelen çarpışma sesi, hepsini dökül!" "Ne olmuştu ki?" diye tekrar salağa yattığımda iki eliyle yüzünü kapatıp sabır çekmeye başladı. "Açılay beni delirtme!" diye bağırdı peşinden de. Gülmeye başladığımda sinirli bakışları girdi gözlerime. Gülmemi bastırdığımda "Tamam," dedim. "Anlatacağım." Sanki dedikodu anlatan teyzeler misali pür dikkat bana kesilince gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Ardından derin nefes aldım. "Mezarlıkta hızla telefonu kapatmamın sebebi kaza yapmış ol-" lafımı tamamlamama izin vermeden beni böldü. "Ne kazası!" diye bir anda sahici bir merakla bağırdı. "Lütfen bağırma, sen bağırınca kulaklarım acıyor." deyince kaslarını çattı. Koluma hafifçe vurduğunda gülümsedim. "Nasıl kaza yaptın! O mu çarptı? Başka imkân yok! Sen yoldan dikkatini çekmezsin! Karşıdaki herif ne biçim araba kulla-" bu sefer de ben lafını kestim. "Ben çarptım." Birkaç saniye sessizlik oluştu. Suratıma bön bön baktı. Sonra ise çözülmüş bir şekilde dudaklarını araladı. "Ne?" diye sordu anlamayarak. "Ben çarptım." dedim tekrar. Suratında yalan söylediğimi yakalamak istercesine bir ifade vardı. Bu dediğime inanmıyordu. "Yalan söyleme," dedi ardından. "Neden yalan s…