2-BİR KAZA BİN GÖLGE
Yazar: Kardelen

Pişmanlıklarla doldurduğun bir hayat yaşıyorsun ama bir gün bu olanların hepsi seni vuracak ve bu sefer gülen sen değil ben olacağım. "Deli midir nedir ya,” deyip numarayı engellediğimde telefonu kapatma tuşuna basarak kapattım ve eşofmanımın cebine sıkıştırıp çalan kapıya doğru ilerlemeye başladım. Hızlı adımlarla kapıya ilerledikten sonra kapının dibinde gördüğüm kâğıtla duraksadım. Yere eğilip kâğıdı aldım. Küçük bir kâğıttı. Üzerinde ise Latince yazdığını anladığım bir nottu. Kayra’nın salak saçması işleri olarak düşünerek kâğıdı cebime sıkıştırdım. Ardından artık kapıya kök salan Delfin’e kapıyı açtım. Açtım açmasına ama elinde pasta ile kapımda duran Delfin'e bir dakika bön bön baktım. Delfin'i gülümsediğinden yanağındaki gamzeleri belli olurken "İyi ki doğmuş benim balım!" diyerek içeriye girdi. Kapıyı arkasından kapattığımda hâlâ pastaya bakıyordum. O hiç unutmuyordu doğum günümü ama ben kendi doğum günümü hatırlamak bile istemiyordum... Yüzüme zorlukla bir gülümseme yerleştirdiğimde bunu anlamış fakat kendi gülümsemesi solmamıştı. Nedenini biliyordu ama tam olarak değil. "Sen unutuyorsun ya da unutmak istiyorsun falan ama bir kere geliyorsun bu dünyaya, öyle kutlama da yapmıyoruz zaten, bir pasta keselim dedim." dedi Delfin. "Olsun," diye mırıldandım. "İyi yaptın. Gel içeriye geçelim." Diyerek mutfağı işaret ettiğimde o neredeyse kendi doğum günüymüş gibi zıplaya zıplaya mutfağa gidiyordu, ben ise daha yavaş adımlarla. Pastayı masanın üstüne koyduktan sonra neredeyse her şeyini ezberlediği evimden pastayı kesmek için bir bıçak almakta zorlanmadı. Masanın üstüne bıraktığı çikolatalı pastanın yanına elindeki bıçakla geriye döndükten sonra elindeki bıçağı benim önüme bırakıp karşıma oturdu. Bıraktığı bıçağa bakıp dalmışken bir anda "Of unuttum dur!" Diyerek hızla ayağa kalktı ve cebinden çıkardığı üç mumu pastanın üzerine bırakıp çakmak aramaya koyuldu. "Boş ver sevmiyorum ki zaten." Diye mırıldandım. "Sus, üflenecek o mumlar! Hem nerde bu çakmak ya." Diye bakınıp dururken en son pastaya yerleştirdiği mumlardan birini alıp ocağa ilerledi. Ocağın küçük gözünü açıp mumun ucunu ateş sayesinde yaktıktan sonra hızla ocağı kapatıp pastaya geri koştu. Diğer iki mumu da yaktıktan sonra tekrar yerine oturdu. "Hadi üfle." Bir insan hiç mi bir şey hissetmezdi, arkadaşının sürpriz yaptığı doğum günü için hiç mi bir şey hissetmezdi... O kadar nefret ediyordum işte doğum günümden. Durgunluğumu fark etmiş olacak ki –fark etmemesi imkânsız zaten- "Üfle, üfle." diye ritim tutmaya başladı. Yüzüme minik bir gülümseme otururken tam mumlara üfleyeceğim sırada Delfin'in "dilek tut!" diyen sesini duydum. Ne dileyecektim ki. Kırılmasın diye gözümü kapatmış ve dilek diliyor gibi duruyorken birden gözümün önüne Delfin'in kanla kaplı bedeni geldi. Tövbe Allah’ım ya Rabbim sen koru! Bu da dilek sayılırdı sonuçta. Gözümü açıp pastaya üfledikten sonra heyecanla ellerini çırpan Delfin'e gülümsedim. Delfin pastayı kesmek için tezgâha koymuşken bildirim sesi geldi. Telefonu açıp baktığımda yabancı bir numaradan mesaj vardı. Kurduğum "gerçek" cümlelerden kaçmak için engellemek yetmez, Açılay. "Tövbe estağfurullah, çattık ya." Dedim bıkkın sesimle. Ve tekrar engelledim. "Ne oldu?" Diye sordu. Pastayı dilimleyip küçük bir tabağa koymuştu ve bir dilimi de önüme bırakmıştı. "Salağın biri, işletiyor galiba. Sen gelmeden ayrı numaradan, şimdi ayrı numaradan yazıyor. Bunlarda beni bulurlar." "Aman, salla." dedi eliyle de salla dercesine hareket ettirirken. "Bugün senin doğum günün, güzel başladık güzel bitireceğiz. Takma bunları şimdi." dedi tatlı tatlı. Evet, baya güzel başladım güne. Bilmem kaçıncı cinayetimi işlemek baya iyi doğum günü etkinliği yedi hatta. En azından bu doğum günü etkinliğine alışmıştım. "Ne yapacağız ki?" diye sordum yine de. Merak etmiyor değilim yani. "Bilmem," derken düşünüyor gibi gözleri boşluğa dalmıştı. "Film falan izleriz." "Gerçekten mükemmel aktivite." dediğimde hafifçe koluma vurdu. "Dalga geçme be!" dedi yalandan bir sinirle.…