1.BÖLÜM - KAN VE HÜKÜM
Yazar: Ömer Kaan Çetin

ANDREAS RİVERA “Hiç dikkatli davranmıyorsun!” “Evet Adriana dikkatli davranmıyorum ve bunu sorgulayacak en son kişi sensin. Yoksa yediğin son darbeyi ve ailemizin başına açmak üzere olduğun sorunu unuttun mu?” Los Angeles’ın göbeğindeki gökdelenin en üst katındaki rezidansta açtım gözlerimi. Amelia elimden kaçmıştı ve bunu beni deliye döndürerek yapmıştı. Rezidansın büyük çaplı salonundaki deri kaplama geniş siyah koltukta boylu boyunca uzanıyordum şimdi. Vurulan bacağım sarılmıştı ve ensem fena şekilde ağrıyordu. Adriana salonun ortasında bir sağa bir sola volta atıyordu ve bana oldukça sinirliydi. Üzerindeki kadife yeşil gece elbisesi attığı her adımda dolgun vücut hatlarını belli ediyordu. Düz siyah saçları ise kalçalarına değiyordu. Ayağındaki, attığı her adımda salonda çınlayan ve başımı daha da ağrıtan yüksek topukluları ile boyu neredeyse benim boyuma denkti. Adriana heybetliydi ve şimdi o heybetiyle başımda dikiliyordu. Kavisli kaşlarını çatmış, yeşil gözlerini kısmıştı. Başkası olsa kıracağım parmağını bana doğru sallıyordu. “Bir daha o olayı anmayacaksın Andreas, bana söz verdin.” Yattığım yere daha da yayıldım ağrım fena halde artmıştı. O sürtüğü elime geçirdiğimde en ağır cezayı verecektim. Tüm ağrıya rağmen haylaz bir şekilde Adriana’ya sırıttım. “Hep aynı olaylar, büyütme kuzen.” Kaşlarını daha da çatmıştı. “Evet hep aynı olaylar. Sen o kızıl şeytanla olan geçmişini ve kişisel çıkarlarını hep işimize karıştırdığın için yaptığın hatalar bizi de etkiliyor ve o kıçını koyduğun koltuğun sallantıda. Ve biz buna asla izin veremeyiz. Buraya kolay yoldan gelmedik Andreas. Artık kendine gel!” Adriana bu konuda haklıydı. Amelia her ne kadar düşmanım olsa da bir noktada geçmiş peşimi bırakmıyordu. Geçmişte yaşanan ne varsa acısı şimdi benim tarafımdan çıkıyordu. Ve ben kara melek… kızıl şeytana hala aldanıyordum. Onun eskiden bir kalbi vardı, şimdi ise emindim ki orada yeller esiyordu. Ya da ben öyle sanıyordum. Karşı koltukta bacak bacak üstüne atmış bir diğer kuzenim elindeki şarap kadehini sallayarak en keyif aldığı şeyi yaparak sessizce tartışmamızı izliyordu. Adriana onu ciddiye almadığımı fark edince bu sefer ona döndü. “Ria sen bu konuda hiçbir şey söylemeyecek misin?” Ria elindeki kristal şarap kadehinden bir yudum alıp, kadehi bana doğru salladı. “Patron olan o Adriana. Eşek kadar da adam oldu ne diyebilirim ki?” Adriana, “Siz beni çıldırtmak mı istiyorsunuz ha?” diyerek tavandan sarkan kristal avizelerde çınlayacak kadar yüksek sesle konuştu. “Adriana lütfen sakin ol.” “Olamam Ria. Görmüyor musun? Başa geçtiği günden beri işler hep sarpa sarıyor…” derken yine o parmağı ile beni gösteriyordu, “ve yaptığı şeylere bak. Sizce bu durum normal mi, ya da eğlenceli mi geliyor? Hala öğrenemediniz mi? Bizim konumumuzdaki insanlar için bu dünyanın acıması yok, dikkatli olmazsak bizden bahsettikleri canavarlar olmaktan çıkarsak kurban biz oluruz.” Adriana’nın kastettiği dünya, Los Angeles yer altı dünyasıydı ve söylediklerinde bir kez daha haklıydı. Yerimizde gözü olan birçok kişi ve nüfuzlu aile vardı. Burası bir bataklıktı ve hepsinin bunda payı vardı. Yerimizde gözü olan birkaçının o gözlerini çıkarmıştık. Geriye kalanlara ise göz dağı vererek haklarından geliyorduk. Çünkü Los Angeles’ın önde gelen saygın ailelerinden biriydik en azından toplum önünde. Ve asıl güç bizdeydi. Bu gücü elimizde tutmak için bu salondaki iki kadın ile her şeyimizi vermiş ve bu boktan düzen için daha da vermeye hazırdık. Ria karşıdan okyanus mavisi gözlerini üzerime dikti. Boşalan kadehi önündeki altın kenarlı cam masanın üzerine bırakıp dalgalı sarı saçlarını omzunda geri attı ve duruşunu dikleştirdi. “Adriana haklı Andreas, kendi koyduğun kuralları kendin bozuyorsun. Ve eğer bir daha aynı hatayı yaparsan kuzen… hayalarını kesip eline veririm. Ve senden geriye hiçbir şey kalmaz.” Şimdi ikisi de bana bakıyordu. Hem kendimden hem de soy adımdan ödün vermiştim. Adriana ve Ria’dan başka da güvenebileceğim kimse yoktu. Her ne kadar bana hakaret etme…