⚜ PROTOKOL VI ⚜
Yazar: Dilvinnyx

⛓ "En sağlam zincir bile, tek bir ihanetle kırılır." 📍 Rusya Dosyanın ilk sayfasını açtım, Oda sessizdi; öyle sessizdi ki sayfaları çevirirken çıkan hışırtı bile rahatsız edici geliyordu. Bir süre boyunca sadece okudum. İsimler, tarihler, toplantılar, ölümler, ihanetler... Her satır yeni bir hikâye, her sayfa yeni bir düşmanlık anlatıyordu. Ne kadar çok insanın birbirinden nefret ettiğini görmek gerçekten yorucuydu. İnsanlık tarihinin büyük kısmı, sanki birbirini yok etmeye çalışan insanlardan oluşuyordu. Sayfayı çevirdim. Sonra bir tane daha. Sonra bir tane daha. Ve içimde, her yeni satırla birlikte açıklayamadığım bir huzursuzluk büyümeye başladı. Yaklaşık kırk dakika sonra gözlerim yanmaya başlamıştı. "Harika." Kendi kendime mırıldandım. "Yirmi yaşımda mafya liderliği kursuna başladım." Koltuğa yaslandım ve elimdeki dosyaya boş gözlerle baktım. Babam bu dosyaların hepsini gerçekten ezbere biliyor muydu? Eğer biliyorsa, hafızasına ciddi anlamda saygı duymam gerekiyordu. Çünkü ben daha üçüncü klasöre gelmeden beynimi kaybetmek üzereydim. İsimler, tarihler ve birbirine giren olaylar birbirine karışmaya başlamıştı. Tam o sırada kapı açıldı. Gelen kişinin kim olduğunu görmek için başımı bile kaldırmadım. "Alisa sana yat dedim." Sessizlik oldu. Sonra tanıdık bir erkek sesi duyuldu. "Ne yazık ki Alisa değilim." Elimdeki kalem durdu. Yavaşça başımı kaldırdım ve kapıya baktım. Kıraç, kapının önünde durmuş bana bakıyordu. Yüzünde her zamanki o okunması imkânsız ifade vardı. Birkaç saniye boyunca sadece göz kırptım; onu burada görmeyi beklemiyordum. Zihnim durumu anlamaya çalışırken sessizlik aramızda ağırlaştı. Sonunda, düşünmeden, tamamen istemsiz bir şekilde konuşmaya başladım. "Sen evine gitmemiş miydin?" Kıraç kaşını kaldırdı. "Gitmiştim." "Nasıl geldin?" "Arabayla." "Komik." "Teşekkür ederim." Sinir bozucuydu. Gerçekten, tarif edilemeyecek kadar sinir bozucuydu. Adamın bütün kişiliği insanları delirtmek üzerine kurulmuş gibiydi; söylediği her söz, attığı her bakış insanın sabrını biraz daha zorlamak için özel olarak hazırlanmıştı sanki. İçimden derin bir nefes verdim, önümdeki dosyayı kapattım ve sonunda gözlerimi ona çevirdim. "Ne istiyorsun?" O da bana baktı. "Senin aksine uyuyabiliyorum. Sadece bir şeye bakmaya geldim." "Benim ölüp ölmediğime mi?" "Henüz değil." İşte yine. Normal bir insanın ağzından çıkınca tehdit gibi duyulacak cümleler Kıraç'ın ağzından çıkınca günlük konuşma gibi geliyordu. Bu da başlı başına ayrı bir problemdi. Kıraç sessizce odanın içine girdi. Adımlarının sesi bile neredeyse duyulmuyordu. Masanın üzerindeki dosyalara baktı, ardından gözlerini bana çevirdi. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra bakışları yeniden dosyalara kaydı. Sanki odadaki her şeyi tek tek değerlendiriyor, konuşmadan önce bir sonuca varmaya çalışıyordu. "Kaç saattir bunları okuyorsun?" "Bilmiyorum." "Yalan." İç çektim. "Bir saat." "İki saat." "Tamam iki saat." Adam sinir bozucu derecede dikkatliydi, Kıraç masanın kenarına yaslandı. "Kendini fazla zorluyorsun." Bu kez gerçekten güldüm. "Bu cümleyi senden duymayı beklemiyordum." "Ben de lider olmaya çalışan birinin ilk geceden kendini öldürmeye çalışmasını beklemiyordum." "Ders çalışıyorum." "Hayır." Dosyalardan birini kaldırdı. "Psikolojik çöküş hazırlığı yapıyorsun." İstemeden güldüm. Çünkü biraz haklıydı. Hayır, biraz değil; fazlasıyla haklıydı. Saatlerdir dosyaların arasında kaybolmuş, okudukça daha çok soru üretmiş ve hiçbir cevap bulamamıştım. Bu durumun dışarıdan ne kadar komik göründüğünü düşününce gülümsememi engelleyemedim. Başımı geriye yasladım ve tavana bakarak derin bir nefes verdim. "Tüm bunları öğrenmem gerekiyor." "Biliyorum." "Bir ayım var." "Biliyorum." "TOC'a gireceğim." "Biliyorum." Sinirle ona baktım. "Her şeye neden biliyorum diyorsun?" Omuz silkti. "Çünkü aynı şeyleri yarım saattir söylüyorsun." Bu adamı pencereden aşağı atasım vardı. Kıraç yüzümdeki ifadeyi görünce dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı ve bu çok garipti çünkü Kıraç Ivanov normalde…